Hacizde İstihkak İddiası ve İstihkak Davası

Hacizde istihkak, borçlu hakkında yürütülen icra takibinde üçüncü kişiye ait bir malın borçluya ait olduğu düşüncesiyle haczedilmesine karşı sağlanan özel hukuki korumadır. Üçüncü kişi, haczedilen taşınır üzerinde mülkiyet, rehin veya haczin o mal bakımından devamına engel olacak başka bir ayni hak ileri sürebilir. Amaç, alacaklının borçluya ait malvarlığından tatmin edilmesi ile üçüncü kişinin mülkiyet hakkının korunması arasında denge kurmaktır.

Haciz sırasında üçüncü kişinin fatura ibraz etmesi veya mal üzerinde mülkiyet iddiasında bulunması, haczin kaldırılması için yeterli değildir. İddia ve sunulan belgeler; haciz anındaki zilyetlik, iddianın kim tarafından ve ne zaman ileri sürüldüğü, tarafların beyan ve itirazları ile mülkiyet karinesinin hangi taraf lehine işlediği dikkate alınarak değerlendirilir. Faturanın ispat gücü de bu unsurlar ve dosyadaki diğer delillerle birlikte belirlenir.

Hacizde istihkakın temel düzenlemeleri 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 96, 97, 97/a ve 99. maddelerinde yer alır. Mal borçlunun elindeyse İİK m. 96–97; üçüncü kişinin elindeyse İİK m. 99 uygulanır. Bu ayrım yalnızca usule ilişkin değildir. Davayı kimin açacağını, yedi günlük sürenin kimin aleyhine işleyeceğini, ispat yükünü, malın muhafaza edilip edilmeyeceğini ve satışın yapılıp yapılamayacağını doğrudan belirler.

Bu yazı, esas olarak hacizden doğan taşınır istihkakını ele almaktadır. Taşınmaz üzerindeki haczin kaldırılması, iflas masasındaki istihkak, haczedilmezlik şikâyeti ve Türk Medeni Kanunu’ndaki genel istihkak davası aynı hukuki kurum değildir. Somut olayda başvurunun hukuki niteliğinin doğru belirlenmemesi, görev ve süre bakımından hak kaybına yol açabilir.


Hacizde İstihkakın Amacı ve Hukuki Niteliği

İcra takibi, kural olarak borçlunun malvarlığı üzerinde yürütülür. Alacaklı, borçluya ait olmayan bir malın satış bedelinden alacağını tahsil edemez. Bununla birlikte icra müdürü haciz sırasında ayrıntılı bir mülkiyet yargılaması yapmaz; fiili durum, kayıtlar ve haciz mahallindeki görünüm üzerinden işlem kurar. Bu nedenle üçüncü kişiye ait bir malın haczedilmesi ihtimali tamamen ortadan kaldırılamaz.

Hacizde istihkak davası, hacizli malın mülkiyetini genel ve soyut biçimde belirlemekten çok, somut icra takibi yönünden o mal üzerindeki haczin devam edip etmeyeceğini karara bağlar. Davanın kabulü hâlinde üçüncü kişinin hakkıyla bağdaşmayan haciz kaldırılır veya ileri sürülen ayni hak tanınır. Davanın reddinde haciz sürer ve koşulları varsa malın satışına devam edilir.

İstihkak iddiası yalnızca mülkiyet hakkına dayanmaz. İİK m. 96 mülkiyet ve rehin hakkını, m. 99 ise mülkiyet ile diğer ayni hakları açıkça dikkate alır. Ancak ileri sürülen hakkın haczin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını gerektirecek nitelikte olması gerekir. Kira, kullanım izni veya borçlandırıcı sözleşmeden doğan her kişisel hak, tek başına istihkak iddiasının kabulü için yeterli değildir.

İstihkak İddiası ile İstihkak Davasının Ayrımı

İstihkak iddiası, hacizli mal üzerinde üçüncü kişiye ait bir hakkın icra dosyasında ileri sürülmesidir. Bu iddia haciz sırasında sözlü olarak tutanağa geçirilebileceği gibi, haciz sonradan öğrenilmişse icra dairesine dilekçeyle de bildirilebilir. Hangi mala ilişkin hak ileri sürüldüğü, hakkın türü, malın ayırt edici özellikleri ve iddianın dayanağı açıkça gösterilmelidir.

İstihkak davası ise iddianın alacaklı veya borçlu tarafından kabul edilmemesi üzerine icra mahkemesinin yaptığı yargılamadır. İddia aşaması icra dairesinde, dava aşaması icra mahkemesinde yürür. İcra müdürü mülkiyet konusunda kesin hüküm kurmaz; yalnızca kanundaki prosedürü başlatır ve malın zilyetliğine göre İİK m. 97 veya m. 99 kapsamında işlem yapar.

İstihkak iddiasına ilişkin prosedürün hiç işletilmemesi, üçüncü kişinin her durumda korumasız kalacağı anlamına gelmez. İİK m. 97/9, kendisine istihkak talebinde bulunma imkânı verilmeyen üçüncü kişiye, haczi öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde doğrudan dava açma hakkı tanır. Bununla birlikte mal satılmış ve bedel alacaklıya ödenmişse takip hukukuna özgü istihkak korumasının sınırı aşılmış olabilir. Bu aşamadan sonra genel hükümlere dayalı taleplerin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

İstihkak Korumasının Temel Şartları

Hacizden doğan istihkak davasının görülebilmesi için öncelikle hukuken geçerli bir icra takibi ve geçerli bir haciz bulunmalıdır. Haciz sayılabilecek bir icra işlemi yoksa istihkak davasının konusu da oluşmaz. Haczin satış isteme süresinin geçmesi veya başka bir nedenle kalkmış olması da davadaki hukuki yararı etkileyebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, haciz mahallinde muhafazayı önlemek amacıyla ve dava hakları saklı tutularak icra dosyasına para yatırılmasını iradi ödeme olarak değerlendirmemiş; cebri icra tehdidi altında yatırılan para bakımından geçerli haczin ve istihkak davasında hukuki yararın kabul edilebileceğine karar vermiştir. Karar, istihkakın yalnızca haciz tutanağında tek tek sayılan eşya bakımından değil, cebri icra baskısı altında haczin yerine geçen değer bakımından da gündeme gelebileceğini göstermektedir (Yargıtay HGK, 25.05.2016, E. 2014/789, K. 2016/634).

İkinci şart, hakkın takipte taraf olmayan üçüncü kişiye ait olmasıdır. Borçlunun borcun bulunmadığı, ödendiği veya zamanaşımına uğradığı yönündeki savunması istihkak değil; takibin türüne ve aşamasına göre itiraz, şikâyet, menfi tespit veya başka bir başvuru konusudur. Borcun maddi hukuk bakımından bulunmadığı iddiası hakkında Menfi Tespit Davası ve İcra Takibinin Durdurulması yazımızı inceleyebilirsiniz.

Üçüncü şart, ileri sürülen hakkın hacizle çatışmasıdır. Üçüncü kişinin mülkiyet hakkı kural olarak haczin kaldırılmasını; rehin veya başka bir sınırlı ayni hak ise hakkın niteliğine göre haczin sınırlandırılmasını ya da satış bedelindeki sıranın korunmasını gerektirir. Malın üçüncü kişi tarafından kullanılıyor olması, mülkiyet veya hacze üstün bir ayni hak ispatlanmadıkça tek başına yeterli değildir.

Hacizli Malın Borçlunun Elinde Bulunması

Borçlu, elinde bulunan malı üçüncü kişinin mülkü veya rehni olarak gösterirse ya da üçüncü kişi bu yönde iddiada bulunursa icra dairesi beyanı haciz ve icra tutanağına geçirir. Ardından alacaklı ve borçluya, istihkak iddiasına itirazları olup olmadığını bildirmeleri için üç günlük süre verir. Bu süre içinde sessiz kalan taraf, istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır.

Alacaklı veya borçlu üç günlük sürede itiraz ederse icra müdürü dosyayı takibin devamı veya ertelenmesi hakkında karar verilmek üzere icra mahkemesine gönderir. Mahkeme, dosya üzerinden ya da gerekli görürse ilgilileri dinleyerek takibin devamına veya ertelenmesine karar verir. Davanın yalnızca satışı geciktirmek amacıyla kullanıldığına ilişkin ciddi sebepler varsa erteleme talebi reddedilir.

Takibin ertelenmesine karar verilirse üçüncü kişiden, haksız çıkması hâlinde alacaklının muhtemel zararını karşılamak üzere İİK m. 36 çerçevesinde teminat alınır. Teminatın türü ve miktarı, mevcut deliller ile muhtemel zarara göre belirlenir. Takibin devamına ilişkin ara karar kesindir.

Üçüncü kişi, takibin devamı veya ertelenmesine ilişkin icra mahkemesi kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde aynı icra mahkemesinde istihkak davası açmalıdır. Sürenin geçirilmesi hâlinde üçüncü kişi, o takip bakımından alacaklıya karşı istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır. Buradaki yedi günlük süre hak düşürücü niteliktedir ve mahkemece kendiliğinden gözetilir.

İstihkak iddiasının borçlu tarafından ileri sürülmesi, üçüncü kişinin dava açma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Borçlunun üçüncü kişi lehine beyanda bulunması alacaklıyı bağlamaz. İİK m. 97 uyarınca borçlu ile üçüncü kişinin aynı yöndeki beyanları alacaklıya karşı tek başına delil oluşturmaz; ancak borçlunun üçüncü kişinin mülkiyet iddiasını kabul etmesi kendi aleyhine sonuç doğurur.

Hacizli Malın Üçüncü Kişinin Elinde Bulunması

Haczedilen mal borçlunun elinde değil de mülkiyet veya başka bir ayni hak ileri süren üçüncü kişinin elindeyse İİK m. 99 uygulanır. Bu durumda davayı açma yükü üçüncü kişide değil, haczi yaptıran alacaklıdadır. İcra müdürü alacaklıya, üçüncü kişi aleyhine icra mahkemesinde istihkak davası açması için yedi gün süre verir.

Alacaklı yedi günlük süre içinde dava açmazsa üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır ve haczin bu iddia ile bağdaşan ölçüde kaldırılması gerekir. Alacaklı süresinde dava açarsa yargılama sonuçlanıncaya kadar hacizli mal satılamaz.

Üçüncü kişi yedieminliği kabul ederse mal muhafaza altına alınmaz. Haczin üçüncü kişinin yokluğunda yapılması ve haciz sırasında üçüncü kişi lehine istihkak iddiasında bulunulması hâlinde de aynı usul uygulanır. Böylece malın üçüncü kişinin bağımsız zilyetliğinde bulunduğu durumda, alacaklının iddiasını dava yoluyla kanıtlamasına kadar fiili durum korunur.

İİK m. 99’daki yedi günlük dava süresi, icra müdürünün alacaklıya dava açmak üzere süre verilmesine ilişkin işleminin usulüne uygun biçimde bildirilmesiyle başlar. İcra müdürünün m. 99’u uygulamasının hatalı olduğu gerekçesiyle şikâyet yoluna başvurulması, bu süreyi durdurmaz. Süresi içinde istihkak davası açılmaması hâlinde şikâyetin daha sonra kabul edilmesi, kaçırılan dava süresinden doğan sonucu ortadan kaldırmaz.

İİK m. 97 ile İİK m. 99 Arasındaki Temel Farklar

ÖlçütMal borçlunun veya borçluyla birlikte üçüncü kişinin elindeMal bağımsız biçimde üçüncü kişinin elinde
Uygulanacak hükümİİK m. 96–97 ve 97/aİİK m. 99
Davayı açacak tarafİstihkak iddiasında bulunan üçüncü kişiHaczi yaptıran alacaklı
Yedi günlük sürenin sonucuÜçüncü kişi süresinde dava açmazsa alacaklıya karşı iddiasından vazgeçmiş sayılırAlacaklı süresinde dava açmazsa üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır
Temel ispat görünümüMülkiyet karinesi borçlu ve alacaklı lehine olabilir; üçüncü kişi aksini ispatlarBağımsız zilyetlik üçüncü kişi lehinedir; kural olarak alacaklı malın borçluya ait olduğunu ispatlar
Muhafaza ve satışErteleme kararı yoksa takip sürebilir; mahkeme teminatla erteleme kararı verebilirÜçüncü kişi yedieminliği kabul ederse mal muhafaza edilmez; dava sonuçlanıncaya kadar satış yapılamaz

Bu ayrımda haciz adresinin ticaret sicilinde veya sözleşmede kimin adına göründüğü tek başına belirleyici değildir. Esas olan, haciz anındaki fiili hâkimiyetin kime ait olduğudur. İşyerinin anahtarları, çalışanların kimin talimatıyla hareket ettiği, borçluya ait evrakın bulunup bulunmadığı, tabela, vergi kaydı, faaliyet ruhsatı, kira ilişkisi ve işyerinin fiili işletilme biçimi birlikte incelenir.

Zilyetliğin Belirlenmesi ve Birlikte Zilyetlik

İİK m. 97/a’ya göre taşınırı elinde bulunduran kişi onun maliki sayılır. Buna karşılık borçlu ile üçüncü kişi malı birlikte ellerinde bulunduruyorsa mal borçlunun elinde kabul edilir. Dolayısıyla ortak kullanılan depo, işyeri veya konutta bulunan mal bakımından yalnızca üçüncü kişinin de eşyaya erişebiliyor olması, m. 99’un uygulanması için yeterli değildir.

Birlikte zilyetlik hâlinde üçüncü kişi yedieminliği kabul ederse mal ilk aşamada muhafaza altına alınmaz. Ancak icra mahkemesi İİK m. 97/1 uyarınca takibin devamına karar verirse muhafaza işlemi yapılabilir. Bu düzenleme, 7343 sayılı Kanun ile m. 97/a’ya eklenmiştir.

Birlikte oturulan yerlerde mahiyetleri gereği eşe, çocuğa veya belirli bir meslek ve uğraşa ait olduğu açıkça anlaşılan mallar ilgili kişiye ait sayılır. Kişisel eşya, mesleki ekipman ve kullanım amacı bu karinenin belirlenmesinde önem taşır. Bununla birlikte ev eşyasının haczedilebilir olup olmadığı ayrıca İİK m. 82 kapsamında değerlendirilir. Haczedilmezlik ile üçüncü kişinin mülkiyet iddiası aynı başvuru değildir.

İcra müdürünün malın zilyetliğini yanlış değerlendirmesi ve m. 97 yerine m. 99’u ya da m. 99 yerine m. 97’yi uygulaması, İİK m. 16 uyarınca şikâyet konusu yapılabilir. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.12.2019 tarihli, E. 2017/8-1917, K. 2019/1332 sayılı kararında açıklandığı üzere, m. 99 işlemine karşı şikâyet dava açma süresini durdurmaz. Hukuk Genel Kurulu aynı kararda şikâyet ile istihkak talebinin HMK m. 111 çerçevesinde terditli biçimde ileri sürülmesine kanuni engel bulunmadığını kabul etmiştir.

Mülkiyet Karinesi ve İspat Yükü

İstihkak davasında ispat yükü, yalnızca davayı açan taraf esas alınarak belirlenmez. Öncelikle haciz anında malın kimin fiilî hâkimiyetinde bulunduğu tespit edilmeli ve İİK m. 97/a’da düzenlenen mülkiyet karinesinin hangi taraf lehine işlediği belirlenmelidir.

Mal borçlunun elinde veya borçlu ile üçüncü kişinin ortak hâkimiyetindeyse mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla alacaklı lehinedir. Üçüncü kişi malı nasıl iktisap ettiğini ve malın borçlunun elinde bulunmasını gerektiren hukuki ve fiili sebebi göstermek zorundadır. Satış, ödünç, kira, tamir, depolama, iş görme veya başka bir ilişki ileri sürülüyorsa ilişkinin gerçekliği ve malın neden borçluda bulunduğu somut delillerle açıklanmalıdır.

Mal üçüncü kişinin bağımsız zilyetliğindeyse taşınırı elinde bulunduranın malik olduğu karinesi üçüncü kişi lehine işler. İİK m. 99 uyarınca davayı açan alacaklı, malın gerçekte borçluya ait olduğunu veya üçüncü kişinin görünürdeki zilyetliğinin alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik danışıklı bir düzenlemeye dayandığını ispatlamalıdır.

İcra müdürünün yanlışlıkla m. 99 prosedürünü uygulamış olması, gerçek zilyetlik durumu borçlu veya birlikte zilyetlik yönündeyse ispat yükünü her durumda alacaklıya geçirmez. Mahkeme, hukuki nitelendirmeyi haciz tutanağı, fiili kullanım ve tüm deliller üzerinden kendisi yapar.

Borçlunun üçüncü kişinin mülkiyet iddiasını kabul etmesi alacaklıyı bağlamaz; ancak bu kabul borçlu bakımından kendi aleyhine delil teşkil eder ve borçlu daha sonra bu beyanıyla çelişen bir iddia ileri süremez. Borçlunun hacizli malın kendisine ait olduğunu söylemesi de uyuşmazlığı tek başına çözmez. Bu beyanlar, haciz mahallindeki maddi bulgular ve dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilir.

İstihkak Davasında Delillerin Değerlendirilmesi

İİK m. 97 uyarınca hâkim tarafların sunduğu bütün delilleri serbestçe takdir eder. Üçüncü kişi mülkiyet karinesinin aksini her türlü hukuka uygun delille ispatlayabilir. Her türlü hukuka uygun delilin kullanılabilmesi, kaynağı ve doğruluğu denetlenemeyen belgelerin ispat için yeterli kabul edileceği anlamına gelmez.

Fatura, istihkak davalarında en sık sunulan belgedir. Faturanın malın marka, model, seri numarası, miktarı ve niteliğiyle örtüşmesi; ticari defter, stok ve envanter kayıtlarına işlenmesi; ödeme ve teslim hareketleriyle desteklenmesi önemlidir. Hacizden veya borcun doğumundan sonra düzenlenen, bedeli ödendiği gösterilemeyen ya da mahcuzlarla bağlantısı kurulamayan fatura tek başına güçlü delil sayılmaz.

Ticari defterler, banka kayıtları, e-fatura ve e-irsaliye verileri, sevk belgeleri, envanter kayıtları, amortisman listeleri, vergi beyannameleri, sigorta poliçeleri, servis ve bakım kayıtları, gümrük belgeleri ile tanık anlatımları birlikte değerlendirilebilir. Sicile kayıtlı taşınırlarda resmi kayıt önemli olmakla birlikte haciz anındaki zilyetlik ve mülkiyetin devrine ilişkin özel kurallar ayrıca incelenir.

İşyeri uyuşmazlıklarında ticaret sicili kayıtları, vergi levhası, belediye ruhsatı, kira sözleşmesi, elektrik ve internet aboneliği, SGK çalışan kayıtları, tabela, pos cihazı ve haciz mahallinde bulunan ticari belgeler fiili işletmeyi belirlemeye yardımcı olur. Bu belgelerden hiçbiri tek başına kesin sonuç doğurmaz. Özellikle borçlu şirket ile üçüncü kişi şirket arasında ortak, yönetici, adres, çalışan, faaliyet konusu veya malvarlığı devri bağlantısı varsa ticari faaliyetin gerçek sahibi üzerinde durulur.

Organik bağ, kanunda bağımsız bir ret sebebi olarak düzenlenmemiştir. Aynı aileye mensup kişilerin ortak olması veya şirketlerin aynı sektörde faaliyet göstermesi tek başına muvazaa sonucuna götürmez. Bununla birlikte faaliyetin kesintisiz biçimde aynı adreste, aynı makine parkı, aynı çalışanlar ve aynı müşteri çevresiyle sürdürülmesi; borçlunun faaliyetini görünürde üçüncü kişiye devretmesi ve belgelerin hacizden sonra oluşturulması birlikte değerlendirildiğinde mülkiyet karinesinin aksinin ispatını güçleştirir.

İstihkak İddiası ve Dava Süreleri

Haczi öğrenen borçlu veya üçüncü kişi, öğrenme tarihinden itibaren yedi gün içinde istihkak iddiasında bulunmalıdır. Haciz sırasında hazır bulunan kişinin haczi o tarihte öğrendiği kabul edilir. İstihkak iddiasının yapıldığı tarihte üçüncü kişiyle birlikte oturanlar ile iş ortakları da kanundaki koşullar içinde haczi öğrenmiş sayılır.

Öğrenme tarihinin tartışmalı olduğu hâllerde, üçüncü kişinin haciz tutanağında hazır bulunup bulunmadığı, tebligatlar, dosyaya sunduğu dilekçeler ve hacizli mala ilişkin sonraki işlemler incelenir. Üçüncü kişinin haczi daha önce öğrendiğini ileri süren taraf, bu iddiasını dosyadaki somut olgularla desteklemelidir.

İİK m. 96’daki üç günlük süre, alacaklı ve borçlunun istihkak iddiasına itiraz süresidir. İİK m. 97’deki yedi günlük süre üçüncü kişinin; m. 99’daki yedi günlük süre ise alacaklının dava açma süresidir. Bu sürelerin birbirinin yerine kullanılması, davanın taraf sıfatı veya süre yönünden reddine yol açabilir.

Üçüncü kişi süresinde istihkak iddiasında bulunduğu hâlde icra dairesi İİK m. 96 ve m. 97’deki prosedürü tamamlamamışsa, m. 97/6’da düzenlenen yedi günlük dava açma süresi başlamaz. Yerleşik uygulamada üçüncü kişinin bu durumda hacizli mal satılıp bedeli alacaklıya ödeninceye kadar dava açabileceği kabul edilmektedir. Buna karşılık kendisine istihkak iddiasında bulunma imkânı verilmeyen üçüncü kişi, İİK m. 97/9 uyarınca haczi öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde doğrudan istihkak davası açmalıdır.

Takibin Ertelenmesi, Muhafaza ve Satış

İstihkak iddiası icra takibini bütünüyle durdurmaz. İİK m. 97 kapsamında icra mahkemesi takibin ertelenmesine karar verirse hacizli mal üzerindeki cebri icra işlemleri kararın kapsamına göre bekletilir. Erteleme kural olarak teminat karşılığında verilir. Mahkeme takibin devamına karar verirse bu ara karar kesindir ve malın muhafazası ile satışı gündeme gelebilir.

İstihkak davası sürerken İİK m. 106’daki satış isteme süreleri işlemez. Mal dava sonuçlanmadan satılmışsa icra mahkemesi, satış bedelinin yargılama sonuna kadar ödenmemesine, teminat karşılığında veya olayın gereğine göre teminatsız biçimde alacaklıya verilmesine karar verebilir. Bu nedenle dava dilekçesinde yalnızca haczin kaldırılması değil, satış bedelinin korunmasına ilişkin talep de somut duruma göre kurulmalıdır.

İİK m. 99 kapsamında ise alacaklının süresinde açtığı dava sonuçlanıncaya kadar malın satışı yapılamaz. Üçüncü kişi yedieminliği kabul ettiği sürece mal muhafaza altına alınmaz. m. 97 ile m. 99 arasındaki en önemli pratik farklardan biri budur.

İstihkak Davasında Taraflar

Mal borçlunun elinde haczedilmişse davacı, mülkiyet veya sınırlı ayni hak ileri süren üçüncü kişidir. Haczi yaptıran alacaklı davalıdır. Borçlu istihkak iddiasına itiraz etmişse borçluya da husumet yöneltilmelidir. Borçlunun istihkak iddiasına karşı tutumu dosyadan belirlenemiyorsa taraf teşkili sağlanmadan uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmemelidir.

Mal üçüncü kişinin elinde haczedilmişse davacı haczi yaptıran alacaklı, davalı ise istihkak iddiasında bulunan üçüncü kişidir. İcra müdürlüğünün istihkak davasında taraf sıfatı yoktur. İcra müdürünün işlemi hukuka aykırı görülüyorsa müdürlük hasım gösterilerek dava açılması yerine, kanundaki koşullarla şikâyet yoluna başvurulur.

Rehin hakkı sahibi de hacizli mal üzerindeki ayni hakkının korunması için istihkak iddiasında bulunabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2020 tarihli, E. 2017/12-735, K. 2020/445 sayılı kararı, teslimsiz sicilli taşınır rehni niteliğindeki hakkın hacizde istihkak yoluyla ileri sürülebileceğini ve başvurunun hukuki nitelendirmesinin hâkime ait olduğunu kabul etmektedir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Hacizden doğan istihkak davalarında görevli mahkeme, malın değerine bakılmaksızın icra mahkemesidir. Dava, İİK m. 97 ve m. 99’daki özel takip hukuku hükümleri uyarınca görülür. İhtiyati haciz sırasında üçüncü kişiye ait malın haczedilmesi hâlinde de istihkak uyuşmazlığı kural olarak icra mahkemesinde çözülür.

Yetki konusunda İİK m. 4 ve m. 50 ile HMK’nın genel yetki hükümleri birlikte değerlendirilir. Yerleşik uygulamada asıl icra takibinin yapıldığı yer icra mahkemesi ile davalının yerleşim yeri icra mahkemesi yetkilidir. Birden fazla davalı varsa HMK m. 7’deki koşullar ayrıca dikkate alınır. Bu yetki kesin nitelikte değildir; yetki itirazının süresinde ileri sürülüp sürülmediği ayrıca değerlendirilmelidir.

Talimatla haciz yapılmış olması, talimat icra dairesinin bulunduğu yeri her istihkak davasında kendiliğinden tek yetkili yer hâline getirmez. Haciz işlemine yönelik şikâyetin mercii ile istihkak davasındaki yetkili mahkeme aynı olmayabilir. Dava açılmadan önce asıl takip dosyası, haciz talimatı ve davalıların yerleşim yerleri birlikte kontrol edilmelidir.

Yargılama Usulü, Harç ve Vekâlet Ücreti

İstihkak davası genel hükümler çerçevesinde basit yargılama usulüne göre görülür. İİK m. 97, davaların süratle ve diğer davalardan önce karara bağlanmasını öngörür. Hukuk Genel Kurulunun 10.12.2019 tarihli, E. 2017/8-1917, K. 2019/1332 sayılı kararına göre istihkak davasında inceleme duruşmalı yapılmalı ve tarafların gösterdiği deliller toplanmalıdır.

İstihkak davası nispi harca tabidir. Dava değeri belirlenirken takip konusu alacak miktarı ile istihkak iddiasına konu hacizli malın veya ileri sürülen ayni hakkın değeri karşılaştırılır; düşük olan tutar esas alınır. Nispi vekâlet ücreti de kural olarak aynı ölçüt üzerinden hesaplanır. Yargıtay HGK’nın 23.06.2020 tarihli, E. 2017/12-735, K. 2020/445 sayılı kararı rehin hakkına dayalı istihkakta aynı esası benimsemiştir.

Hacizde istihkak davası, konusu doğrudan bir para alacağının tahsili olmayan ve İİK’da özel olarak düzenlenen takip hukuku davasıdır. Bu nedenle kural olarak dava şartı arabuluculuk kapsamında değildir. Ancak istihkak talebiyle birlikte genel mahkemenin görevine giren bağımsız alacak veya tazminat talepleri ileri sürülüyorsa her talebin dava şartları ayrıca incelenmelidir.

Kanun Yolları

İcra mahkemesinin İİK m. 97/1 kapsamında verdiği takibin devamına ilişkin ara karar kesindir. Buna karşılık istihkak davasının esası hakkında verilen nihai karara karşı, İİK m. 363 ve m. 364’teki parasal sınırlar aşılmışsa istinaf ve temyiz yolu açıktır. İstinaf ve temyiz başvuru süreleri, kararın tebliğinden itibaren iki haftadır.

İİK’daki kanun yolu parasal sınırları her yıl yeniden değerleme oranına göre artırılır. Anayasa Mahkemesi, 06.03.2025 tarihli, E. 2025/61, K. 2025/46 sayılı kararıyla bu sınırların uygulanmasında hüküm tarihindeki miktarı esas alan İİK ek m. 1/2 hükmünü iptal etmiştir. İptal hükmü yürürlüğe girmeden önce kabul edilen 7571 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle aynı fıkra yeniden düzenlenmiştir. Güncel hükme göre İİK m. 363 ve m. 364’teki parasal sınırların uygulanmasında şikâyet başvurusunun yapıldığı veya davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır. Bu nedenle istihkak davasında kanun yolunun açık olup olmadığı belirlenirken davanın açıldığı tarihte geçerli olan parasal sınır dikkate alınmalıdır.

İstinaf veya temyiz başvurusu, satış dışındaki icra işlemlerini kendiliğinden durdurmaz. İstihkak davası reddedilen üçüncü kişi, kanun yoluna başvururken İİK m. 36 çerçevesinde icranın geri bırakılmasına yönelik süre ve teminat koşullarını ayrıca değerlendirmelidir.

Gecikme Tazminatı, Kötü Niyet Tazminatı ve Karşı Dava

İİK m. 97’de iki farklı tazminat türü düzenlenmiştir. Bunlardan ilki takibin ertelenmesi nedeniyle alacaklının alacağına geç kavuşmasını, ikincisi ise üçüncü kişiye ait olduğu bilinen mal üzerindeki haczin kötü niyetli biçimde sürdürülmesini karşılamaya yöneliktir.

İİK m. 97 kapsamında takibin teminat karşılığında fiilen ertelenmesinden sonra istihkak davası reddedilirse, tahsili bu dava nedeniyle geciken miktarın yüzde yirmisinden az olmamak üzere üçüncü kişi aleyhine tazminata hükmedilir. Bu tazminat için üçüncü kişinin kötü niyetli olması aranmaz.

İstihkak davası kabul edilir ve istihkak iddiasına itiraz eden alacaklı veya borçlunun kötü niyetli olduğu kanıtlanırsa, haczedilen malın değerinin yüzde on beşinden az olmamak üzere tazminata hükmedilir. Davanın kabul edilmesi bu tazminat bakımından yeterli değildir; kötü niyetin somut olayın koşullarına göre ayrıca belirlenmesi gerekir.

İİK m. 99’da tazminata ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 14.12.2010 tarihli, E. 2010/5638, K. 2010/11030 sayılı kararında, İİK m. 97’deki gecikme tazminatı hükmünün m. 99 kapsamında açılan davalarda kıyasen uygulanabileceği kabul edilmiştir. Buna karşılık Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 03.07.2018 tarihli, E. 2018/1051, K. 2018/14800 sayılı kararında, m. 99’da tazminata ilişkin düzenleme bulunmadığı gerekçesiyle alacaklının tazminat talebi reddedilmiştir. Bu nedenle m. 99 kapsamında gecikme tazminatına hükmedilip hükmedilemeyeceği konusunda Yargıtay uygulamasının yeknesak olduğu söylenemez. Üçüncü kişinin istihkak iddiasının haksız bulunması ise alacaklı lehine yüzde yirmi oranında tazminata hükmedilmesi için tek başına yeterli değildir.

İİK m. 97’deki özel tazminat dışında kalan gerçek zararlar, haksız hacze uğrayan üçüncü kişi tarafından koşulları varsa genel hükümlere göre genel mahkemede açılacak ayrı bir davada talep edilebilir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 24.05.1974 tarihli, E. 1974/5, K. 1974/7 sayılı kararında da üçüncü kişinin haksız haciz nedeniyle doğan gerçek zararını genel hükümlere göre isteyebileceği kabul edilmiştir.

Haczi yaptıran alacaklı, üçüncü kişinin açtığı istihkak davasına karşı İİK m. 277 ve devamındaki tasarrufun iptali hükümlerine dayanarak karşı dava açabilir. İİK m. 97, bu karşı dava bakımından geçici veya kesin aciz belgesi sunma zorunluluğunu kaldırır. Böylece görünüşte üçüncü kişiye devredilmiş olsa da alacaklıdan mal kaçırma amacı taşıyan tasarruf aynı yargılamada tartışılabilir.

Aile Bireyleri ve Yakın Şirketler Arasındaki Uyuşmazlıklar

Hacizli malın borçlunun eşi, çocuğu, ortağı veya yakın akrabasına ait olduğunun ileri sürülmesi iddiayı geçersiz kılmaz. Yakınlık tek başına muvazaa kanıtı değildir. Bununla birlikte malın bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği, iktisap tarihi, gelir ve ödeme gücü, malın kim tarafından kullanıldığı ve malın borçlu elinde bulunmasının nedeni daha sıkı biçimde incelenir.

Şirketler bakımından ortak veya yöneticilerin aynı olması, tek başına tüzel kişiliklerin ve malvarlıklarının özdeş olduğu anlamına gelmez. Buna karşılık borçlu şirketin faaliyetini aynı işyerinde, aynı çalışanlar ve aynı makine parkıyla üçüncü kişi şirket üzerinden sürdürmesi; devir belgelerinin borcun doğumundan veya hacizden sonra hazırlanması ve ticari kayıtların fiili durumu doğrulamaması, organik bağın ötesinde danışıklı işlem göstergesi sayılabilir.

Üçüncü kişi, yalnızca malı satın aldığını değil, bu satışın gerçek olduğunu ve malın borçlunun elinde neden kaldığını da açıklamalıdır. Özellikle işletme devri, stok devri ve makine satışı iddialarında ödeme, teslim, envanter çıkışı, amortisman kaydı, vergi kayıtları ve fiili faaliyet birlikte değerlendirilir.

Taşınmazlar Bakımından İstihkak ve Şikâyet Ayrımı

İİK m. 96 ve devamındaki hacizden doğan istihkak prosedürü esas olarak taşınır mallar için düzenlenmiştir. Tapuda üçüncü kişi adına kayıtlı taşınmaz üzerine borçlunun borcu nedeniyle haciz konulmuşsa başvuru, kural olarak icra müdürü işleminin iptaline yönelik şikâyet niteliğindedir.

Taşınmaz haciz tarihinde tapuda borçlu adına kayıtlıysa icra müdürü kural olarak sicile göre haciz koyar. Üçüncü kişinin satış vaadi, harici satış, inançlı işlem veya sonradan verilen tapu iptal ve tescil kararı gibi maddi hukuk iddiaları, haczin kaldırılması bakımından genel mahkemede ayrıca tartışılabilir. İcra mahkemesi, taşınır istihkak prosedürü içinde tapu mülkiyetini genel hükümlerle çözemez.

Yargıtay HGK’nın 13.06.2001 tarihli, E. 2001/12-461, K. 2001/516 sayılı kararı; İİK m. 96 ve devamındaki koşulların menkuller için uygulandığını, taşınmaz haczinin kaldırılması isteminin ise olayın niteliğine göre şikâyet ve genel mahkemedeki mülkiyet koruması çerçevesinde ele alınacağını kabul etmiştir. Bu ayrım, görev ve süre bakımından belirleyicidir.

Satışın Yapılmış Olması ve Hacizli Malın Bedeli

İstihkak davası sonuçlanmadan mal paraya çevrilmişse uyuşmazlık satış bedeli üzerinde devam edebilir. İcra mahkemesi bedelin alacaklıya ödenmesini erteleyebilir veya teminat durumuna göre ödeme konusunda karar verebilir. Üçüncü kişinin talep sonucunu yalnızca eşyanın iadesi biçiminde kurması, satış gerçekleştiğinde yetersiz kalabilir.

Kendisine istihkak iddiasında bulunma imkânı verilmeyen üçüncü kişi, mal satılmış olsa dahi bedel henüz alacaklıya ödenmemişse bedel üzerinde istihkak davası açabilir. Bedelin alacaklıya ödenmesinden sonra ise İİK m. 97’deki takip hukukuna özgü yol sona erer; sebepsiz zenginleşme, haksız fiil veya başka bir maddi hukuk talebinin koşulları somut olaya göre ayrıca incelenir.

İstihkakın Diğer Başvuru Yollarından Ayrılması

İstihkak, üçüncü kişinin hacizli mal üzerindeki hakkını korur. Borçlunun takip konusu borcun bulunmadığı veya kendisinden talep edilemeyeceği yönündeki savunmaları, haczedilen malın kime ait olduğunu konu alan istihkak prosedürü kapsamında incelenmez. Ödeme emrine süresinde itiraz edilmemiş ve takip kesinleşmişse başvurulabilecek yollar hakkında Kesinleşen İcra Takibine Karşı Başvuru Yolları yazımızı inceleyebilirsiniz.

Borçlunun malın kendisine ait olduğunu kabul etmekle birlikte mesleği veya ailesi için zorunlu olduğunu ileri sürmesi haczedilmezlik şikâyetidir. Üçüncü kişinin malın maliki olduğunu ileri sürmesi ise istihkak iddiasıdır. Aynı hacizde bu iki kurumun koşulları ayrı ayrı oluşabilir; biri diğerinin yerine geçmez.

İcra müdürünün m. 97 veya m. 99’u yanlış uygulaması şikâyet konusudur. Malın gerçekte borçluya mı yoksa üçüncü kişiye mi ait olduğu ise istihkak davasında incelenir. Şikâyetle dava farklı hukuki korumalardır; yalnızca şikâyet yoluna başvurmak, dava açma süresini korumaz.

Sonuç

Hacizde istihkak uyuşmazlığının sonucu çoğu zaman mülkiyet belgesinden önce doğru prosedürün belirlenmesine bağlıdır. Malın borçlunun mu, üçüncü kişinin mi yoksa her ikisinin ortak zilyetliğinde mi bulunduğu; davayı kimin açacağını, süreyi, ispat yükünü ve satışın akıbetini değiştirir. Üç günlük itiraz ve yedi günlük iddia veya dava süreleri nedeniyle haciz tutanağı, tebligat ve fiili zilyetlik gecikmeden incelenmelidir.

Fatura, ticari defter, resmi kayıt ve tanık anlatımı tek başına değil; iktisap tarihi, ödeme, teslim ve malın bulunduğu yerle birlikte değerlendirilir. İcra müdürünün m. 97–m. 99 ayrımında hata yaptığı düşünülüyorsa şikâyet hakkı kullanılırken istihkak davası süresinin ayrıca korunması gerekir. Aksi yaklaşım, mülkiyet iddiası güçlü olsa dahi takip bakımından hak kaybına yol açabilir.


Sıkça Sorulan Sorular

İstihkak iddiası haczi hemen kaldırır mı?

İstihkak iddiası haczin derhal kaldırılması sonucunu her durumda doğurmaz. Mal borçlunun elindeyse alacaklı ve borçluya istihkak iddiasına itiraz etmeleri için üç günlük süre verilir. Bu süre içinde itiraz edilmezse iddia kabul edilmiş sayılır; itiraz edilirse İİK m. 97 prosedürü işletilir ve icra mahkemesi takibin devamına veya ertelenmesine karar verir. Mal üçüncü kişinin elindeyse alacaklının İİK m. 99 uyarınca yedi gün içinde dava açmaması hâlinde üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır.

Hacizli mala ait faturanın sunulması davanın kabulü için yeterli midir?

Fatura önemli bir delildir; ancak her dosyada tek başına yeterli değildir. Faturanın hacizli malı ayırt edecek bilgiler taşıması, ticari defter ve envanter kayıtlarıyla uyumlu olması, ödeme ve teslim hareketleriyle desteklenmesi ve düzenlenme tarihinin uyuşmazlığın kronolojisiyle bağdaşması gerekir.

Haciz sırasında bulunmayan üçüncü kişinin süresi ne zaman başlar?

Üçüncü kişinin istihkak iddiası için yedi günlük süre, haczi fiilen öğrendiği tarihte başlar. Öğrenme tarihi tebligat, dosyaya sunulan dilekçe, hacizli mala ilişkin işlem veya başka bir somut delille belirlenebilir. İcra dairesinin m. 97 prosedürünü işletmesi hâlinde dava süresi, icra mahkemesi kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gündür.

Mal üçüncü kişinin işyerinde haczedilmişse davayı kim açar?

Mal gerçekten üçüncü kişinin bağımsız zilyetliğindeyse İİK m. 99 uygulanır ve davayı haczi yaptıran alacaklı açar. Adresin üçüncü kişi adına kayıtlı olması tek başına yeterli değildir; borçlunun fiilen orada faaliyet gösterip göstermediği ve mal üzerinde ortak hâkimiyet bulunup bulunmadığı araştırılır.

İstihkak davası satış işlemlerini durdurur mu?

İİK m. 97 kapsamındaki dava takibi kendiliğinden durdurmaz; mahkemenin teminat karşılığında erteleme kararı vermesi gerekir. İİK m. 99 kapsamında alacaklı süresinde dava açmışsa dava sonuçlanıncaya kadar mal satılamaz. Kanun yoluna başvuru da satış dışındaki işlemleri kendiliğinden durdurmaz.

İstihkak davasından önce arabulucuya başvurmak gerekir mi?

Hacizden doğan ve İİK m. 97 veya m. 99 uyarınca icra mahkemesinde görülen istihkak davası kural olarak dava şartı arabuluculuğa tabi değildir. Davayla birlikte genel mahkemenin görevine giren bağımsız bir alacak veya tazminat talebi ileri sürülüyorsa bu talebin arabuluculuk koşulları ayrıca incelenmelidir.

Hacizde istihkak iddiası, sürelerin kısa olması ve hatalı prosedürün aynı takip bakımından hak kaybına yol açabilmesi nedeniyle dosya özelinde değerlendirilmelidir. İstihkak iddiası ve istihkak davasına ilişkin hukuki destek için iletişim sayfamız üzerinden tarafımıza ulaşabilirsiniz.

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir