Kesinleşen İcra Takibine Karşı Başvuru Yolları

İcra takibinin kesinleşmesi, takip türü için öngörülen itiraz veya şikâyet süresinin kullanılmadan geçirilmesi ya da yapılan itirazın hükümden düşürülmesi sonucunda cebri icra işlemlerine devam edilebilmesini ifade eder. Genel haciz yoluyla ilamsız takipte ödeme emrine süresinde itiraz edilmemesi üzerine haciz aşamasına geçilebilir; kambiyo senetlerine özgü takipte ve ilamlı icrada ise farklı süreler ve farklı başvuru mercileri söz konusudur.

Takibin kesinleşmesi, ilamsız takip bakımından alacağın maddi hukuk yönünden kesin hükümle sabit olduğu anlamına gelmez. Borçlu takip hukuku bakımından borçlu konumuna girse de gerçekte borcun hiç doğmadığını, sona erdiğini veya takip alacaklısına karşı borçlu olmadığını belirli koşullarla ileri sürebilir. Buna karşılık, süresi geçirilen itirazın herhangi bir zamanda icra dairesine sunulması takibi durdurmaz. Kesinleşmeden sonra kullanılacak yolun, kesinleşmenin sebebine ve dosyanın bulunduğu aşamaya göre belirlenmesi gerekir.

Kesinleşen icra takibine karşı başvuru yolları; İcra ve İflas Kanunu’nun şikâyete ilişkin 16 ila 18, gecikmiş itiraza ilişkin 65, takibin iptal ve talikine ilişkin 71, menfi tespit ve istirdat davalarına ilişkin 72. maddelerinde düzenlenen imkânlardan oluşur. Usulsüz tebligatta Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi, ilamlı icrada İİK m. 33, 36 ve 40, kesinleşmiş hükümlerde ise koşulları varsa Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yargılamanın iadesine ilişkin hükümleri ayrıca değerlendirilir.

Bu yazıda kesinleşmenin hukuki etkisi, usulsüz tebligat şikâyeti, gecikmiş itiraz, icra müdürlüğü işlemini şikâyet, takibin iptali veya taliki, menfi tespit ve istirdat davaları, ilamlı icraya özgü başvurular, görevli ve yetkili merciler ile başvuruların takibe etkisi incelenmektedir. Kamu alacaklarının 6183 sayılı Kanun’a göre takibi ile iflas yoluyla takiplerin özel hükümleri bu kapsamın dışındadır.


İcra Takibinin Kesinleşmesi

İcra takibinin hangi anda kesinleştiği, seçilen takip yoluna göre belirlenir. Genel haciz yoluyla ilamsız takipte borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde borca veya yetkiye itiraz edebilir. İtiraz edilmezse takip kesinleşir ve alacaklı haciz talep edebilir. Süresinde yapılan itirazın takip üzerindeki etkisi ve alacaklının başvurabileceği yollar hakkında ayrıntılı bilgi için “İcra Takibine İtiraz” yazımızı inceleyebilirsiniz.

Kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte borca, imzaya ve yetkiye itiraz ile senedin kambiyo vasfına veya alacaklının takip hakkına ilişkin şikâyetler kural olarak ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesine sunulur. Borcun ödeme süresi ise on gündür. Kambiyo takibindeki itiraz, genel haciz yolundaki itirazdan farklı olarak satış dışında kalan takip işlemlerini kendiliğinden durdurmaz. Bu nedenle takip türü belirlenmeden yalnızca dosyanın kesinleştiğinden hareketle başvuru hazırlanması isabetli değildir.

Kambiyo takibinin aşamaları, ödeme emrinin içeriği ve özel itiraz rejimi hakkında ayrıntılı bilgi için “Kambiyo Senetlerine Özgü Haciz Yolu ile Takip (Örnek No -10)” yazımızı inceleyebilirsiniz.

Rehnin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takipte de ödeme emrine itiraz için kural olarak yedi günlük süre uygulanır. İlamlı icrada ise borçlunun hüküm altına alınmış borca yeniden itiraz etmesi mümkün değildir. İcra emrinin tebliğinden sonra ileri sürülebilecek itfa, imhal ve zamanaşımı iddiaları İİK m. 33’teki sınırlı rejime tabidir.

Kesinleşmiş takip ile kesinleşmiş mahkeme kararı aynı kavram değildir. İlamsız takibin kesinleşmesi, itiraz edilmemesi nedeniyle cebri icraya devam edilebilmesini sağlar. Kesinleşmiş mahkeme kararı ise maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilir. Bu ayrım, menfi tespit davasının açılıp açılamayacağı bakımından belirleyicidir.

Kesinleşen Takip Dosyasının İncelenmesi

Başvuru yolu seçilmeden önce takip dosyasının yalnızca güncel borç hesabı değil, başlangıcından itibaren bütün işlem zinciri incelenmelidir. Takip talebi, ödeme veya icra emri, tebliğ mazbataları, UETS kayıtları, takip dayanağı belge, alacağın temliki belgeleri, faiz hesabı, tahsilatlar, hacizler, kıymet takdiri ve satış işlemleri birlikte değerlendirilmelidir.

İlk incelemede takip türü, borçlu sıfatı, takibin doğru kişiye yöneltilip yöneltilmediği, ödeme emrinin hangi adrese ve hangi usulle tebliğ edildiği, borçlunun dosyayı gerçekte ne zaman öğrendiği, borcun takipten önce veya sonra ödenip ödenmediği ve paranın alacaklıya aktarılıp aktarılmadığı tespit edilmelidir. Çünkü tebligat usulsüzlüğü, takipten önceki ödeme, takip kesinleştikten sonraki ödeme ve borcun tamamen tahsil edilmesi birbirinden farklı başvuru yollarına tabidir.

Dosyada birden fazla hukuka aykırılık bulunması da mümkündür. Usulsüz tebligat şikâyeti ile borca itirazın, haczedilmezlik şikâyeti ile menfi tespit davasının veya takibin iptali talebi ile satışın durdurulması isteminin aynı süreçte gündeme gelmesi mümkündür. Bu başvuruların biri diğerinin yerine geçmez; her biri doğru merciye, kendi süresi içinde ve kendisine özgü taleple yöneltilmelidir.

Usulsüz Tebligat Nedeniyle Şikâyet

Ödeme emri usulüne uygun tebliğ edilmemişse itiraz süresinin geçip geçmediği tebliğ mazbatasında yazılı tarihe göre kesin biçimde kabul edilemez. Tebligat Kanunu m. 32 uyarınca usule aykırı tebligat, muhatabın tebliği öğrendiği tarihte hüküm doğurur. Bu düzenlemenin sonucu tebligatın her durumda yok sayılması değil, tebliğ tarihinin gerçek öğrenme tarihi olarak düzeltilmesidir.

Usulsüz tebligat iddiası, İİK m. 16 kapsamında icra mahkemesine şikâyet yoluyla ileri sürülür. Şikâyetin, kural olarak takipten fiilen haberdar olunan tarihten itibaren yedi gün içinde yapılması gerekir. Borçlunun bildirdiği öğrenme tarihi esas olmakla birlikte, dosyadaki bir işlem, UYAP kaydı, haciz tutanağı, ödeme, dilekçe veya başka bir yazılı belge daha önceki öğrenmeyi gösteriyorsa şikâyet süreden reddedilebilir. Bu nedenle öğrenme tarihi soyut biçimde belirtilmemeli; tarihin nasıl ve hangi işlemle öğrenildiği açıklanmalıdır.

Elektronik tebligatta Tebligat Kanunu m. 7/a uyarınca tebligat, elektronik adrese ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. İletinin daha önce açılması kanuni tebliğ tarihini öne çekmez. Buna karşılık iletinin yanlış kişiye yöneltilmesi, zorunlu elektronik tebligat kurallarına uyulmaması veya UETS kaydındaki başka bir usul eksikliği ayrıca incelenmelidir.

Genel haciz yoluyla ilamsız takipte yalnızca icra mahkemesine tebligat şikâyeti sunulması, borca itirazın yerine geçmez. Tebliğ tarihinin düzeltilmesi talebiyle birlikte, düzeltilmesi istenen öğrenme tarihine göre yedi günlük süre içinde icra dairesine borca ve varsa yetkiye itiraz edilmesi gerekir. Kambiyo senetlerine özgü takipte ise usulsüz tebligat şikâyeti ile borca, imzaya veya yetkiye itirazın mercii icra mahkemesidir; beş günlük özel süre dikkate alınarak bütün sebepler açıkça ileri sürülmelidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 27.01.2010 tarihli, E. 2009/12-539, K. 2010/16 sayılı kararında, usulsüz tebligat iddiasının şikâyet yoluyla ve usulüne uygun biçimde ileri sürülmesi gerektiğini; icra mahkemesinin tebligatın usulsüzlüğünü kendiliğinden inceleyemeyeceğini kabul etmiştir. Bu nedenle borçlunun takipten haricen haberdar olduğunu belirtmesi tek başına usulsüz tebligat şikâyeti sayılmaz. Tebligat işleminin hangi nedenle usulsüz olduğu ve öğrenme tarihi açıkça gösterilmelidir.

Şikâyetin kabul edilmesi, takipteki bütün hacizlerin her durumda kendiliğinden kalkacağı anlamına gelmez. Düzeltilen tebliğ tarihine göre yapılan itirazın sonucu, takibin türü ve hacizlerin hukuki durumu ayrıca değerlendirilir. Şikâyet de kural olarak icra işlemlerini kendiliğinden durdurmadığından, somut tehlike varsa takibin veya satışın tedbiren durdurulması açıkça talep edilmelidir.

Gecikmiş İtiraz

Borçlu, kusuru olmaksızın ortaya çıkan bir engel nedeniyle süresi içinde itiraz edememişse İİK m. 65 uyarınca gecikmiş itiraz yoluna başvurabilir. Ağır hastalık, bilinci etkileyen sağlık sorunu, doğal afet veya kişinin iradesi dışında gelişen ve başvuru yapmasını fiilen engelleyen hâller bu kapsamda değerlendirilebilir. Her hastalık, seyahat veya yoğunluk gecikmiş itiraz için yeterli mazeret oluşturmaz. Engel ile sürenin kaçırılması arasında doğrudan bağlantı bulunmalıdır.

Gecikmiş itiraz, engelin ortadan kalktığı günden itibaren üç gün içinde icra mahkemesine yapılır. Başvuruda mazeret, mazerete ilişkin deliller, borca itiraz sebepleri ve dayanak belgeler birlikte sunulmalı; gerekli harç ve giderler yatırılmalıdır. Ayrıca kanun, gecikmiş itirazın paraya çevirme işlemi bitinceye kadar yapılabileceğini düzenlemiştir. Bu üst sınır nedeniyle satış ve tahsil aşamasına gelmiş dosyalarda başvurunun geciktirilmesi hak kaybına neden olabilir.

Gecikmiş itiraz başvurusu takibi kendiliğinden durdurmaz. İcra mahkemesi, gecikme sebebinin niteliğine ve olayın özelliklerine göre takibin geçici olarak durdurulmasına karar verebilir. Mazeretin kabul edilmesi hâlinde takip durur. Daha önce haciz konulmuşsa alacaklının, kararın tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde itirazın kaldırılmasını istememesi veya itirazın iptali davası açmaması hâlinde haciz kalkar.

Gecikmiş itiraz ile usulsüz tebligat birbirine karıştırılmamalıdır. Usulsüz tebligatta sorun, kanuni sürenin hiç veya doğru tarihte başlamamış olmasıdır. Gecikmiş itirazda ise tebligat usulüne uygundur; fakat borçlu kusursuz bir engel nedeniyle işlemekte olan süreyi kullanamamıştır. Yanlış hukuki sebebe dayalı başvuru, özellikle üç ve yedi günlük süreler yönünden telafisi güç sonuç doğurabilir.

İcra Müdürlüğü İşlemine Karşı Şikâyet

İİK m. 16 uyarınca icra ve iflas dairelerinin kanuna aykırı veya olayın özelliklerine uygun bulunmayan işlemleri icra mahkemesine şikâyet edilebilir. Şikâyet, kural olarak işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde yapılır. Bir hakkın yerine getirilmemesi veya işin sebepsiz yere sürüncemede bırakılması hâlinde ise her zaman şikâyet mümkündür. Kamu düzenine açıkça aykırı işlemlerin de yerleşik uygulamada süresiz şikâyete konu edilebildiği kabul edilmektedir.

Şikâyet, borcun maddi hukuk bakımından mevcut olmadığını ileri sürmenin genel yolu değildir. İcra müdürlüğünün takip talebine aykırı ödeme emri düzenlemesi, ilamın hüküm fıkrasını aşan icra emri göndermesi, kanunen kesinleşmeden icra edilemeyecek bir ilamı takibe koyması, yetkisi bulunmayan bir işlemi yapması, haczedilemeyen mal veya hakkı haczetmesi ya da dosyadaki açık tahsilata rağmen hesabı düzeltmemesi şikâyetin konusunu oluşturabilir.

Takip, borçlunun ölümünden sonra doğrudan ölü kişi adına başlatılmışsa taraf ehliyeti ve takip işlemlerinin geçerliliği ayrıca incelenmelidir. Borçlunun takip başladıktan sonra ölmesi hâlinde ise İİK m. 53 ve miras hukukuna ilişkin hükümler uygulanır. İki durumun sonuçları aynı değildir.

Şikâyet kabul edilirse icra mahkemesi işlemi iptal edebilir, düzeltebilir veya icra müdürüne yapılmayan işlemin yerine getirilmesini emredebilir. Şikâyetin yapılması takibi kendiliğinden durdurmaz. Takibin devamı hâlinde haciz, muhafaza veya satış tehlikesi bulunuyorsa durdurma talebi ayrıca gösterilmelidir.

Haciz İşlemlerine Karşı Başvurular

Takibin kesinleşmiş olması, takipte yapılan her haczin hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. Borcu aşan ölçüde haciz uygulanması, haczedilmesi kanunen yasaklanan mal veya haklara yönelinmesi, ücret ve maaş haczinde kanuni sınırların aşılması veya üçüncü kişiye ait malın borçluya ait kabul edilmesi ayrı başvuru sebepleri oluşturabilir.

Haczedilmezlik iddialarının bir kısmı öğrenmeden itibaren yedi günlük şikâyet süresine tabidir. Meskeniyet şikâyeti, maaş ve ücret haczi, emekli aylığına haciz, banka hesabındaki paranın niteliği ve üçüncü kişinin istihkak iddiası aynı kurallara tabi değildir. Hangi mal ve hakların hangi koşullarda haczedilemeyeceği hakkında ayrıntılı bilgi için “Haczedilemeyen Mallar” yazımızı inceleyebilirsiniz. Emekli aylığı ile banka hesabına uygulanan haciz ve blokelerin özel rejimi hakkında ise “Emekli Maaşına Haciz ve Banka Blokesi” yazımızı inceleyebilirsiniz.

Kıymet takdiri, satış ilanı ve ihalenin feshi de kendilerine özgü süre ve koşullara tabidir. Borca itiraz süresinin kaçırılmış olması bu işlemlere karşı kanunda öngörülen başvuruları ortadan kaldırmaz. Buna karşılık satış tamamlandıktan ve ihale kesinleştikten sonra önceki aşamadaki eksiklikleri ileri sürmek çoğu durumda mümkün değildir. Dosyanın satışa yaklaşması, hukuki incelemenin ertelenmemesini gerektirir.

Takibin İptali veya Taliki

İİK m. 71, takip kesinleştikten sonra gerçekleşen belirli maddi olayların icra mahkemesinde ileri sürülmesine imkân tanır. Borçlu, takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde borcun ve ferilerinin ödendiğini veya başka bir şekilde sona erdiğini ya da alacaklının kendisine süre verdiğini kanunda aranan belgeyle ispat ederse takibin iptalini veya ertelenmesini her zaman isteyebilir.

İtfa veya süre verme iddiasının, noterlikçe düzenlenmiş ya da onaylanmış yahut imzası alacaklı tarafından ikrar edilmiş belgeye dayanması gerekir. İcra mahkemesinin sınırlı inceleme yetkisi nedeniyle tanık dinlenmesini, kapsamlı bilirkişi incelemesini veya sözleşme ilişkisinin bütün yönleriyle araştırılmasını gerektiren uyuşmazlıklar bu yolla çözülemez. Banka dekontu, makbuz veya sulh belgesinin İİK m. 71’de aranan belge niteliğini taşıyıp taşımadığı, içeriği ve alacaklının beyanı birlikte değerlendirilerek belirlenir.

İİK m. 71’in uygulanabilmesi için itfa veya imhalin takibin kesinleşmesinden sonra meydana gelmesi gerekir. Takipten önce yapılan ödeme, borcun başlangıçtan itibaren mevcut olmaması, sözleşmenin geçersizliği veya takip tarihinden önce gerçekleşen başka bir sona erme sebebi süresinde itirazla ileri sürülmemişse m. 71 üzerinden incelenemez. Bu iddialar yönünden koşulları varsa menfi tespit davası gündeme gelir.

Takibin kesinleşmesinden sonra borcun zamanaşımına uğradığı iddiasında İİK m. 33/a kıyasen uygulanır. Zamanaşımı süresi her dosyada on yıl değildir. Takip dayanağının ilam, bono, çek, sözleşme veya başka bir alacak olması uygulanacak süreyi değiştirir; takipte yapılan zamanaşımını kesen işlemler ayrıca belirlenmelidir.

İcra mahkemesinin zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılmasına ilişkin kararının kesinleştiğinin alacaklıya tebliğinden itibaren alacaklı, yedi gün içinde genel mahkemede zamanaşımının gerçekleşmediğini ileri sürerek dava açabilir. Bu sürede dava açılmazsa takibe konu alacağın zamanaşımına uğradığı hususu kesin hüküm oluşturur.

Menfi Tespit Davası

Menfi tespit davası, borçlunun takip alacaklısına karşı borçlu olmadığının maddi hukuk bakımından belirlenmesini sağlayan davadır. İİK m. 72 uyarınca dava takipten önce veya takip sırasında açılabilir. İlamsız takibin itiraz edilmeden kesinleşmiş olması, menfi tespit davasını tek başına engellemez. Çünkü ödeme emrine itiraz edilmemesi maddi anlamda kesin hüküm oluşturmaz.

Davanın açılabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde güncel ve korunmaya değer hukuki yarar bulunmalıdır. Kesinleşmiş takibin haciz ve tahsilat tehdidi bu yararı kural olarak ortaya koyar. Borcun tamamen ödenmesinden sonra ise uyuşmazlığın niteliği menfi tespitten istirdata geçtiğinden talep sonucunun ödeme durumuna göre kurulması gerekir.

Menfi tespit davasında borcun hiç doğmadığı, sözleşmenin geçersiz olduğu, imzanın borçluya ait olmadığı, borcun takipten önce ödendiği, alacaklı sıfatının bulunmadığı, borcun sona erdiği veya maddi hukuka ilişkin başka bir savunma ileri sürülebilir. Ancak aynı konuda kesinleşmiş bir mahkeme hükmü varsa menfi tespit davası kesin hükmü bertaraf etmek için kullanılamaz. Bu durumda olağan veya olağanüstü kanun yollarının koşulları değerlendirilmelidir.

Menfi tespit davasında ispat yükü ileri sürülen maddi vakıaya göre belirlenir. Kural olarak alacağın varlığını iddia eden alacaklı, borcu doğuran hukuki ilişkiyi ve alacağını ispatlamalıdır. Borçlu hukuki ilişkiyi ve borcun doğduğunu kabul ediyor, fakat ödeme, ibra, takas veya başka bir sona erme sebebine dayanıyorsa bu vakıayı ispat yükü borçluya geçer. İspat yükünün yalnızca davacı sıfatına bakılarak belirlenmesi doğru değildir.

Takipten Sonra Açılan Menfi Tespit Davasında Tedbir

Takip başladıktan sonra açılan menfi tespit davasında mahkeme ihtiyati tedbir yoluyla icra takibinin tamamen durdurulmasına karar veremez. İİK m. 72/3 uyarınca borçlu, gecikmeden doğacak zararları karşılamak ve alacağın yüzde on beşinden az olmamak üzere teminat göstermek şartıyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini talep edebilir.

Bu tedbir, haciz yapılmasını veya paranın icra dosyasına tahsil edilmesini engellemez; tahsil edilen paranın dava sonuçlanmadan alacaklıya aktarılmasını önler. Kanundaki yüzde on beş oranı asgari sınırdır ve teminat yatırılması tek başına tedbir kararı verilmesini sağlamaz. Mahkemenin ihtiyati tedbir koşullarını ayrıca değerlendirmesi gerekir.

Dava borçlu lehine sonuçlanırsa takip derhal durur. Kararın kesinleşmesi üzerine hükmün kapsamına göre icra kısmen veya tamamen eski hâline getirilir. Takibin haksız ve kötü niyetli olduğu belirlenirse, borçlunun talebi üzerine takip konusu alacağın yüzde yirmisinden az olmamak üzere tazminata hükmedilebilir. Davanın alacaklı lehine sonuçlanması hâlinde tedbir kalkar; tedbir nedeniyle alacağın geç tahsilinden doğan ve kanunda alt sınırı belirlenen zarar teminattan karşılanabilir.

Menfi Tespit Davasında Görev, Yetki ve Arabuluculuk

Menfi tespit davasında görevli mahkeme takip dayanağı hukuki ilişkinin niteliğine göre belirlenir. Genel nitelikteki borç ilişkilerinde asliye hukuk mahkemesi; ticari davalarda asliye ticaret mahkemesi; tüketici işleminde tüketici mahkemesi; iş ilişkisinden doğan uyuşmazlıkta iş mahkemesi görevli olabilir. İcra mahkemesi, İİK m. 72 kapsamındaki menfi tespit davasının görevli mahkemesi değildir.

İİK m. 72 uyarınca menfi tespit davası, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Özel kanunlardaki görev ve yetki hükümleri ile yetki sözleşmesinin geçerliliği ayrıca değerlendirilmelidir.

Ticari davalardan konusu bir miktar para olan menfi tespit davalarında, 01.09.2023 tarihinden itibaren Türk Ticaret Kanunu m. 5/A gereğince dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. Tüketici mahkemesinde görülecek uyuşmazlıklarda Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 73/A, iş uyuşmazlıklarında ise İş Mahkemeleri Kanunu’ndaki dava şartı arabuluculuk hükümleri dikkate alınmalıdır. Arabuluculuğun takip üzerindeki tedbir ihtiyacını ortadan kaldırmadığı gözetilerek süre ve tahsilat riski ayrıca yönetilmelidir.

İstirdat Davası

Takibe itiraz etmemesi veya itirazının kaldırılması nedeniyle borçlu olmadığı parayı cebri icra tehdidi altında tamamen ödeyen kişi, İİK m. 72/7 uyarınca istirdat davası açarak ödediği paranın geri verilmesini isteyebilir. Menfi tespit davası borç ödenmeden önce borçlu olunmadığının belirlenmesini, istirdat davası ise icra takibi nedeniyle ödenen paranın geri alınmasını amaçlar.

Doğrudan istirdat davası, kural olarak takip borcunun tamamen ödendiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve ödeme belgeleri üzerinden kesin olarak hesaplanmalıdır. Kısmi ödemelerin bulunduğu dosyalarda ödenen ve henüz ödenmeyen kısım yönünden menfi tespit ile istirdat taleplerinin birlikte veya ayrı ileri sürülmesi, somut tahsilat durumuna göre belirlenir.

Borçlu daha önce menfi tespit davası açmış, ancak tedbir kararı alamadığı için takip sırasında borç ödenmişse yeni bir dava açılması gerekmez; mevcut davaya İİK m. 72/6 uyarınca istirdat davası olarak devam edilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.01.2022 tarihli, E. 2019/(13)3-536, K. 2022/43 sayılı kararında da menfi tespit davasının açılmasından sonra yapılan ödemelerin istirdada dönüşen davada dikkate alınması gerektiği kabul edilmiştir.

İstirdat davasında görevli mahkeme temel hukuki ilişkinin niteliğine göre belirlenir. Yetki bakımından takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer veya davalının yerleşim yeri mahkemesi tercih edilebilir. Ticari, tüketici veya iş uyuşmazlıklarında ilgili dava şartı arabuluculuk hükümleri istirdat davası bakımından da gözetilmelidir.

İlamlı İcra Takibine Karşı Başvurular

İlamlı icrada borçlu, mahkemece hüküm altına alınan borcun esasına karşı icra dairesine itiraz edemez. İcra emrinin tebliği üzerine kullanılabilecek başvurular, ilamın infazına ve borcun hükümden sonraki durumuna ilişkindir. Bu nedenle ilamsız takip için öngörülen itiraz dilekçesinin ilamlı takip dosyasına sunulması hukuki sonuç doğurmaz.

İcra Emrine Karşı İİK m. 33 Başvurusu

Borçlu, icra emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde borcun zamanaşımına uğradığını, ertelendiğini veya ödendiğini ileri sürerek icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasını isteyebilir. İtfa veya imhal iddiasının yetkili mercilerce re’sen düzenlenmiş ya da usulüne göre onaylanmış yahut icra dairesinde, icra mahkemesinde veya mahkeme önünde ikrar edilmiş bir belgeyle ispatlanması gerekir.

İcra emrinin tebliğinden sonra meydana gelen itfa, imhal veya zamanaşımına dayalı geri bırakma talepleri her zaman yapılabilir. Ancak itfa ve imhalin noterlikçe düzenlenmiş veya onaylanmış belgeye ya da icra tutanağına dayanması zorunludur. İlamın esasına ilişkin savunmalar bu incelemede yeniden ele alınmaz.

İstinaf veya Temyizde İcranın Geri Bırakılması

Bir ilamın istinaf veya temyiz edilmesi kural olarak icrasını durdurmaz. İİK m. 36 uyarınca kanun yoluna başvuran borçlu, hükmolunan para veya eşyanın depo edildiğini, yeterli teminat gösterildiğini ya da alacağı karşılayacak malının haczedilmiş olduğunu ortaya koyarak icra müdürlüğünden süre ve takibin yapıldığı yer icra mahkemesinden icranın geri bırakılması kararı isteyebilir. Nafaka hükümleri bakımından bu imkân uygulanmaz.

İİK m. 36 başvurusu, ilama karşı süresinde istinaf veya temyiz yoluna başvurulmuş olmasına bağlıdır. Hüküm kesinleştikten sonra olağan kanun yolu bulunmuyorsa bu madde üzerinden icranın geri bırakılması istenemez.

İcranın İadesi

İİK m. 40 uyarınca ilamın bölge adliye mahkemesince kaldırılması veya Yargıtay tarafından bozulması icra işlemlerini bulunduğu yerde durdurur. İlam icra edildikten sonra kaldırılır veya bozulur ve borçlunun hiç ya da o miktarda borçlu olmadığı kesin bir ilamla belirlenirse icra, ayrıca hükme gerek kalmadan tamamen veya kısmen eski hâline getirilir. İyi niyetli üçüncü kişilerin kazandığı haklar korunur.

Yargılamanın İadesi

Takibin dayanağı kesinleşmiş bir mahkeme kararıysa borcun esasına ilişkin uyuşmazlık menfi tespit davasıyla yeniden görülemez. HMK m. 375’te sınırlı biçimde sayılan sebeplerden biri varsa kararı veren mahkemeden yargılamanın iadesi talep edilebilir. Yargılamanın iadesi davası hükmün icrasını kendiliğinden durdurmaz. HMK m. 381 uyarınca talep üzerine ve kural olarak teminat karşılığında icranın durdurulmasına karar verilebilir.

Takip Dayanağındaki İmza veya Belgenin Sahte Olduğu İddiası

Takip dayanağı senetteki imzanın borçluya ait olmadığı iddiası, takip türüne ve dosyanın aşamasına göre imzaya itiraz, sahtelik iddiası, şikâyet veya menfi tespit davası kapsamında ileri sürülebilir. Kambiyo senetlerine özgü takipte imzaya itiraz için ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş günlük özel süre vardır. Genel haciz yoluyla takipte imza itirazının ödeme emrine itiraz süresi içinde açıkça bildirilmesi gerekir.

İmzanın sahte olduğu iddiasıyla savcılığa suç duyurusunda bulunulması, icra takibini kendiliğinden durdurmaz. Ceza soruşturmasının sonucu beklenirken haciz ve satış işlemlerinin devam etmesi mümkündür. Bu nedenle ceza hukuku başvurusu ile icra hukuku veya maddi hukuk başvurusu birbirinin yerine kullanılmamalı; takibin durdurulmasına veya paranın alacaklıya ödenmemesine yönelik hukuki koruma ayrıca talep edilmelidir.

Başvuruların Takibe Etkisi

Kesinleşen icra takibine karşı başvuruların tamamı takibi kendiliğinden durdurmaz. Genel haciz yolunda süresinde itiraz takibi durdururken, gecikmiş itirazda icra mahkemesinin durdurma kararı gerekir. Şikâyet yoluna başvurulması da tek başına takip işlemlerini durdurmaz.

Takipten sonra açılan menfi tespit davasında takibin tamamen durdurulmasına karar verilemez; yalnızca kanuni teminat karşılığında icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi sağlanabilir. İlamlı icrada istinaf veya temyiz başvurusu da İİK m. 36 kapsamında geri bırakma kararı alınmadıkça icrayı durdurmaz.

Bu nedenle dava veya şikâyet dilekçesinin hazırlanması kadar, haciz ve satış takviminin izlenmesi de önemlidir. Esas talep doğru olsa bile ara hukuki koruma istenmemesi veya gereken teminatın zamanında yatırılmaması, alacağın tahsil edilmesine ya da malın satılmasına neden olabilir.

Başvuru Yolları ve Temel Süreler

Dosyadaki sorunBaşvuru yoluTemel süreTakibe etkisi
Ödeme emrinin usulsüz tebliğiİcra mahkemesine şikâyet; takip türüne uygun itirazın ayrıca yapılmasıFiilî öğrenmeden itibaren kural olarak 7 günKendiliğinden durdurmaz
Kusursuz engel nedeniyle süresinde itiraz edilememesiGecikmiş itirazEngelin kalkmasından itibaren 3 gün; en geç paraya çevirme bitinceye kadarMahkeme geçici olarak durdurabilir; kabul üzerine takip durur
İcra müdürlüğünün kanuna aykırı işlemiŞikâyetKural olarak öğrenmeden itibaren 7 gün; kanuni istisnalarda süresizKendiliğinden durdurmaz
Kesinleşmeden sonra ödeme veya süre verilmesiİİK m. 71 uyarınca takibin iptali veya talikiKanunda aranan belgeyle her zamanKabul kararının kapsamına göre takip iptal edilir veya ertelenir
Borcun maddi hukuk bakımından mevcut olmamasıMenfi tespit davasıBorç ödenmeden önce özel bir yıllık süre yokturTakibi durdurmaz; teminatla paranın alacaklıya ödenmemesi istenebilir
Borç olmayan paranın icra takibinde tamamen ödenmesiİstirdat davasıKural olarak tam ödeme tarihinden itibaren 1 yılÖdenen paranın iadesi amaçlanır
İlamlı icrada itfa, imhal veya zamanaşımıİİK m. 33 uyarınca icranın geri bırakılmasıİcra emrinin tebliğinden itibaren 7 gün; tebliğden sonra doğan sebeplerde her zamanKabul hâlinde icra geri bırakılır

Tablodaki süreler genel çerçeveyi gösterir. Takip türü, tebligat biçimi, öğrenme tarihi, işlemin niteliği ve özel kanun hükümleri somut dosyada farklı sonuç doğurabilir. İİK m. 19 uyarınca gün olarak belirlenen sürelerde ilk gün hesaba katılmaz; son gün resmî tatile rastlarsa süre tatili izleyen ilk iş günü biter.

Görevli ve Yetkili Merciler

Usulsüz tebligat şikâyeti, gecikmiş itiraz, icra müdürlüğü işlemini şikâyet, İİK m. 71 kapsamında takibin iptali veya taliki ve ilamlı icrada İİK m. 33 başvurusu kural olarak takibin yürütüldüğü yerdeki icra mahkemesinde görülür. Genel haciz yoluyla takipte süresindeki borca ve yetkiye itiraz ise icra dairesine yapılır. Kambiyo senetlerine özgü takipte borca, imzaya ve yetkiye itirazın mercii icra mahkemesidir.

Menfi tespit ve istirdat davaları icra mahkemesinde değil, temel hukuki ilişkinin niteliğine göre görevli genel mahkemede açılır. İİK m. 72, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer ile davalının yerleşim yerini yetkili kabul eder. Bunun yanında tüketici, iş ve ticaret hukukundan doğan uyuşmazlıklardaki özel görev, yetki ve dava şartları korunur.

İcra mahkemesi kararlarına karşı kanun yolu, kararın türüne ve her yıl güncellenen parasal sınırlara göre belirlenir. İİK m. 363 kapsamındaki istinaf süresi tebliğden itibaren iki haftadır. İstinaf başvurusu, kanundaki özel düzenleme saklı kalmak üzere satış dışındaki icra işlemlerini durdurmaz. Bu nedenle kanun yoluna başvurulması, dosyadaki koruma tedbirlerinin izlenmesi ihtiyacını ortadan kaldırmaz.

Kesinleşen Takipte Anlaşma ve Ödeme

Borçlu ile alacaklının takip kesinleştikten sonra ödeme planı veya sulh üzerinde anlaşması mümkündür. Ancak haricen yapılan ödeme ya da taraflar arasındaki sözlü anlaşma, icra dosyasını kendiliğinden kapatmaz ve hacizleri ortadan kaldırmaz. Ödemenin dosya hesabına işlenmesi, alacaklının tahsilat veya feragat beyanı, hacizlerin kaldırılması ve dosyanın kapatılması için gereken harç ve giderler ayrıca tamamlanmalıdır.

Sulh veya ödeme protokolünde asıl alacak, işlemiş ve işleyecek faiz, takip giderleri, vekâlet ücreti, ödeme tarihleri, temerrüdün sonucu, mevcut hacizlerin ne zaman kaldırılacağı ve dosyanın hangi koşulla kapatılacağı açıkça düzenlenmelidir. İİK m. 71’e dayanılması ihtimali varsa belgenin kanunda aranan ispat niteliğini taşıması da gözetilmelidir.

İhtirazî kayıtla ödeme yapılması, maddi hukuk iddialarının korunmasına katkı sağlayabilir; ancak kaçırılmış itiraz veya şikâyet süresini yeniden başlatmaz. Ödeme sonrasında istirdat davası düşünülüyorsa bir yıllık sürenin takibi ve ödemenin icra dosyası nedeniyle yapıldığının belgelendirilmesi gerekir.

Uygulamada Sık Yapılan Hatalar

Kesinleşmiş genel haciz yoluyla takipte icra dairesine yeniden borca itiraz edilmesi, takibi durdurmaz. Sürenin neden kaçırıldığı incelenmeden gecikmiş itiraz yoluna başvurulması da çoğu dosyada sonuç vermez. Usulsüz tebligat ile kusursuz mazeret aynı dilekçede birbirinin alternatifi gibi ileri sürülse bile koşulları ve süreleri ayrı açıklanmalıdır.

Takip kesinleşmeden önceki ödeme veya borcun başlangıçtan itibaren mevcut olmadığı iddiasının İİK m. 71’e dayandırılması, sınırlı yetkili icra mahkemesinde reddedilme riski taşır. Buna karşılık doğrudan menfi tespit davası açılması da takibi durdurmadığından, icra veznesindeki paranın ödenmemesi için tedbir ve teminat rejimi gözden kaçırılmamalıdır.

Borç tamamen ödendikten sonra menfi tespit talebiyle yetinilmesi veya istirdat davasındaki bir yıllık sürenin kaçırılması başka bir önemli hatadır. Ödeme dava sırasında gerçekleşmişse mevcut davanın istirdata dönüşmesi ve talep sonucunun fiilî tahsilata göre takip edilmesi gerekir.

Ceza şikâyetinin, arabuluculuk başvurusunun, taraflar arasındaki görüşmenin veya kanun yolu dilekçesinin icra dosyasını durdurduğu varsayılmamalıdır. Her başvurunun takibe etkisi ayrı kanun hükmüne dayanır. Haciz veya satış riski bulunan dosyada esas başvuruyla birlikte geçici hukuki koruma planlanmalıdır.

Sonuç

Kesinleşen icra takibine karşı kullanılabilecek tek ve genel bir başvuru yolu bulunmamaktadır. Ödeme emri usulsüz tebliğ edilmişse tebligat şikâyeti ve takip türüne uygun itiraz; kusursuz bir engel varsa gecikmiş itiraz; icra müdürlüğü işlemi hukuka aykırıysa şikâyet; borç kesinleşmeden sonra ödenmiş veya ertelenmişse İİK m. 71 başvurusu gündeme gelir. Borcun maddi hukuk bakımından mevcut olmadığı durumlarda menfi tespit, ödeme tamamlanmışsa istirdat davası değerlendirilir.

Başvurunun sonucu, takip dosyasındaki işlem sırasının doğru kurulmasına bağlıdır. Tebliğ tarihi, fiilî öğrenme tarihi, takibin kesinleşme anı, ödeme zamanı, paranın alacaklıya aktarılıp aktarılmadığı ve satış aşaması birlikte incelenmeden yapılan başvuru yanlış merci, yanlış süre veya yanlış talep nedeniyle reddedilebilir.

İlamlı icrada borcun esası yeniden tartışılamaz; İİK m. 33, 36 ve 40 ile koşulları varsa yargılamanın iadesi hükümleri uygulanır. İlamsız takipte ise takip kesinleşmiş olsa da maddi hukuk bakımından borçlu olunmadığının menfi tespit veya istirdat davasıyla ileri sürülmesi mümkündür. Bununla birlikte bu davaların takibi kendiliğinden durdurmadığı ve cebri icra riskinin ayrıca yönetilmesi gerektiği unutulmamalıdır.


Sıkça Sorulan Sorular

Kesinleşmiş icra takibine sonradan itiraz edilebilir mi?

Süresi geçen olağan itirazın icra dairesine yeniden sunulması takibi durdurmaz. Usulsüz tebligat, kusursuz engel nedeniyle gecikmiş itiraz veya kanunda düzenlenen başka bir başvuru sebebi varsa ilgili özel yol kullanılabilir.

Usulsüz tebligat takibi kendiliğinden geçersiz hâle getirir mi?

Hayır. Tebligat Kanunu m. 32 uyarınca usulsüz tebligat, muhatabın tebliği fiilen öğrendiği tarihte hüküm doğurur. İcra mahkemesinden tebliğ tarihinin düzeltilmesi istenmeli ve takip türüne göre borca, imzaya veya yetkiye itiraz kendi süresi içinde ayrıca yapılmalıdır.

Menfi tespit davası kesinleşmiş takibi durdurur mu?

Takipten sonra açılan menfi tespit davası takibi durdurmaz. Borçlu, alacağın en az yüzde on beşi oranında teminat karşılığında icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini talep edebilir. Tedbir kararı mahkemenin değerlendirmesine bağlıdır.

Kesinleşmeden sonra yapılan ödeme icra mahkemesinde ileri sürülebilir mi?

Ödeme takibin kesinleşmesinden sonra yapılmış ve İİK m. 71’de aranan belgeyle ispatlanabiliyorsa icra mahkemesinden takibin iptali istenebilir. Takipten önceki ödeme ise kural olarak bu madde kapsamında incelenmez; menfi tespit davası değerlendirilir.

Borç ödendikten sonra hangi dava açılır?

Borçlu olmadığı parayı kesinleşmiş takip nedeniyle tamamen ödeyen kişi, kural olarak ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde istirdat davası açabilir. Menfi tespit davası ödeme sırasında devam ediyorsa dava kendiliğinden istirdat davasına dönüşür.

Savcılığa suç duyurusu icra takibini durdurur mu?

Hayır. Takip dayanağı imzanın veya belgenin sahte olduğu iddiasıyla yapılan suç duyurusu icra takibini kendiliğinden durdurmaz. Takip türüne uygun itiraz, şikâyet, menfi tespit ve geçici hukuki koruma talepleri ayrıca kullanılmalıdır.

Kesinleşen icra takibinde doğru başvuru yolunun belirlenmesi; takip türünün, tebligat evrakının, ödeme ve tahsilat tarihlerinin, hacizlerin ve satış aşamasının birlikte incelenmesini gerektirir. Süre kaybı yaşanmadan dosyanın değerlendirilmesi ve uygun hukuki sürecin yürütülmesi için iletişim sayfamız üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir