Mal Rejimi Tasfiyesinde Muvazaa

Boşanma sürecinde eşlerden birinin taşınmazını, aracını, şirket payını veya banka hesabındaki parayı bir yakınına devretmesi, uygulamada çoğu zaman doğrudan “muvazaalı işlem” olarak nitelendirilmektedir. Oysa mal rejiminin tasfiyesi bakımından her şüpheli devir muvazaa değildir. İşlem tarafların gerçek iradesini yansıtıyor olsa bile diğer eşin katılma alacağını azaltmak amacıyla yapılmış olabilir. Buna karşılık görünürdeki işlem gerçeği yansıtmıyorsa, Türk Borçlar Kanunu anlamında muvazaa da gündeme gelebilir.

Bu ayrım yalnızca teorik değildir. Muvazaa ile Türk Medeni Kanunu’nun 229. maddesinde düzenlenen eklenecek değer kurumu, davanın tarafları, görevli mahkeme, ispat konusu ve verilecek hükmün sonucu bakımından birbirinden farklıdır. Hukuki nitelendirme HMK m. 33 uyarınca hâkime aittir. Buna karşılık talebin yanlış kişiye yöneltilmesi veya devir olgusuna ilişkin maddi vakıaların usulüne uygun biçimde ileri sürülmemesi, haklı bir mal kaçırma iddiasının dahi sonuçsuz kalmasına yol açabilir.

Mal rejimi tasfiyesinde muvazaa değerlendirilirken öncelikle devredilen malın edinilmiş mal niteliği, işlemin gerçek olup olmadığı, devreden eşin amacı, devralan üçüncü kişinin işlemdeki rolü, satış bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği ve bedelin tasfiye tarihinde hangi malvarlığı değerine dönüştüğü araştırılmalıdır. Bu yazıda eşten mal kaçırma amacı taşıyan işlemler; TMK m. 229’daki eklenecek değer, TBK m. 19’daki muvazaa ve TMK m. 241’deki üçüncü kişiye karşı dava imkânı çerçevesinde ele alınmaktadır.


Mal Rejimi Tasfiyesinin Hukuki Temeli

Türk Medeni Kanunu m. 202 uyarınca eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Eşler kanunda öngörülen başka bir mal rejimini seçmemişse, evlilik süresince karşılığı verilerek elde edilen malvarlığı değerleri kural olarak edinilmiş mal kabul edilir. Çalışma karşılığı gelirler, sosyal güvenlik ödemeleri, çalışma gücü kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, kişisel malların gelirleri ve edinilmiş malların yerine geçen değerler TMK m. 219 kapsamında edinilmiş mal niteliğindedir.

Eşlerden birinin evlenmeden önce sahip olduğu mallar ile miras, bağış veya başka bir karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği değerler ise kural olarak kişisel maldır. Bununla birlikte bir malın eşlerden birine ait olduğunu veya kişisel mal niteliğinde bulunduğunu ileri süren taraf, bu iddiasını ispatlamalıdır. TMK m. 222/3 gereğince bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal sayılır.

Edinilmiş mallara katılma rejimi, evlilik içinde edinilen her malın tapusunun yarısının diğer eşe geçirilmesi anlamına gelmez. Her eş, yasal sınırlar içinde kendi malvarlığının maliki olmaya devam eder. Tasfiye sonucunda doğan katılma alacağı kural olarak şahsi bir alacak hakkıdır. Bu nedenle “taşınmaz evlilik içinde alındı, yarısı doğrudan diğer eşindir” şeklindeki yaklaşım hukuken doğru değildir.

Artık değer, TMK m. 231 uyarınca ekleme ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dâhil olmak üzere bir eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçların çıkarılmasıyla bulunur. Kural olarak diğer eş, hesaplanan artık değerin yarısı üzerinde katılma alacağına sahip olur. Muvazaalı veya katılma alacağını azaltma amacı taşıyan işlemler, bu hesabın aktif tarafını doğrudan etkilediği için tasfiyenin en kritik uyuşmazlık alanlarından birini oluşturur.

Boşanma davası, kusur, tazminat, nafaka ve malvarlığı taleplerinin birbirinden ayrıldığı noktalar hakkında daha kapsamlı bilgi için Çekişmeli Boşanma Davası yazımızı inceleyebilirsiniz.

Katılma Alacağının Azaltılması ile Muvazaa Arasındaki Ayrım

Türk Borçlar Kanunu m. 19 uyarınca bir sözleşmenin türü ve içeriği belirlenirken tarafların kullandığı sözcüklerden önce gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Muvazaada işlem tarafları, üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan bir görünüş yaratma konusunda anlaşır. Mutlak muvazaada görünürdeki işlemin hiçbir hüküm doğurmaması istenir. Nispi muvazaada ise görünürdeki işlem, tarafların gerçekte yapmak istediği başka bir işlemi gizler.

TMK m. 229’un 2. bendinde ise görünürdeki işlem ile gerçek irade arasındaki uyumsuzluk değil, devreden eşin diğer eşin katılma alacağını azaltma amacı esas alınır. Bu nedenle piyasa bedeliyle yapılmış ve mülkiyeti gerçekten devretmiş geçerli bir satış dahi, somut olayın şartlarına göre katılma alacağını azaltma kastıyla yapılmış olabilir. Aynı şekilde gerçek bir bağış da muvazaalı olmadığı hâlde TMK m. 229 kapsamında tasfiye hesabına eklenebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.09.2012 tarihli, 2012/8-192 E., 2012/629 K. sayılı kararında bu ayrım açık biçimde ortaya konulmuştur. Kararda, temlik muvazaalı olmasa bile katılma alacağını azaltma kastıyla yapılabileceği; bu nedenle muvazaaya dayalı tapu iptali ve tescil davasının mal rejimi tasfiyesi davası bakımından zorunlu olarak bekletici mesele oluşturmayacağı kabul edilmiştir.

Bu karar, mal rejiminin tasfiyesi davasının muvazaaya dayalı davayı beklemesi gerekip gerekmediğine ilişkindir. Buna karşılık Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2025 tarihli, 2023/4-618 E., 2025/231 K. sayılı kararına göre katılma alacaklısı eşin TBK m. 19’a dayalı davasında, katılma alacağının ve buna bağlı hukuki yararın belirlenebilmesi için mal rejiminin tasfiyesi davası bekletici mesele yapılmalıdır. Dolayısıyla iki karar farklı yönlerdeki bekletici mesele ilişkilerini düzenlemekte ve birbiriyle çelişmemektedir.

Dolayısıyla “muvazaa ispatlanamadıysa devredilen mal tasfiyeye alınamaz” sonucu doğru değildir. Muvazaa ispatlanamasa bile TMK m. 229’un 2. bendindeki şartlar oluşabilir. Bunun tersi de mümkündür: İşlem muvazaalı olsa dahi devredilen değer kişisel mal niteliğindeyse veya diğer eşin tasfiye alacağını etkilemiyorsa, mal rejiminden doğan bir alacak bakımından hukuki yarar ayrıca tartışılacaktır.

Muvazaa kavramının miras hukukundaki özel görünümü farklı şartlara tabidir. Miras bırakanın görünürde satış, gerçekte bağış amacıyla yaptığı taşınmaz devirleri hakkında Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası yazımızı inceleyebilirsiniz.

TMK m. 229 Kapsamında Eklenecek Değerler

TMK m. 229, mal rejiminin sona erdiği sırada borçlu eşin malvarlığında bulunmayan bazı değerlerin edinilmiş mallara hesaben eklenmesini sağlar. Bu düzenlemenin amacı, eşlerden birinin tasfiye öncesinde malvarlığını azaltarak diğer eşin katılma alacağını etkisiz hâle getirmesini önlemektir.

Ekleme işlemi, devredilen malın mülkiyetini kendiliğinden borçlu eşe geri döndürmez. Mal, üçüncü kişinin mülkiyetinde kalmaya devam eder; ancak şartları varsa değeri, borçlu eşin edinilmiş mal hesabında mevcutmuş gibi dikkate alınır. Bu nedenle TMK m. 229’a dayalı talep ayni değil, tasfiye hesabını düzelten şahsi nitelikte bir korumadır.

Mal Rejiminin Sona Ermesinden Önceki Bir Yılda Yapılan Karşılıksız Kazandırmalar

TMK m. 229’un 1. bendi, mal rejiminin sona erdiği günden geriye gidilen bir yıllık dönemde gerçekleştirilen bazı bedelsiz tasarrufları düzenler. Diğer eşin onaylamadığı ve sosyal-ekonomik koşullara göre olağan hediye ölçüsünü aşan bu kazandırmalar, hesabın aktifine değer olarak dâhil edilir.

Bu hüküm bakımından katılma alacağını azaltma kastının ayrıca ispatlanması gerekmez. Son bir yıl içinde edinilmiş mal grubundan yapılan karşılıksız kazandırmanın olağan hediye sınırını aşması ve diğer eşin rızasının bulunmaması yeterlidir. Bağış, borçtan ibra, üçüncü kişinin borcunun karşılıksız ödenmesi veya üçüncü kişi lehine benzer bir ekonomik menfaat sağlanması somut olayın özelliklerine göre bu kapsamda değerlendirilebilir.

Olağan hediyenin herkes için geçerli sabit bir parasal sınırı yoktur. Eşlerin ekonomik gücü, yaşam standardı, aile ve çevre ilişkileri, kazandırmanın amacı ve büyüklüğü birlikte değerlendirilir. Malvarlığının önemli bir kısmının bir yakına karşılıksız geçirilmesi, yalnızca “aile içi yardım” olarak adlandırıldığı için olağan hediye sayılmaz.

Diğer eş kazandırmaya açıkça veya davranışlarıyla onay vermişse TMK m. 229’un 1. bendindeki rıza yokluğu şartı gerçekleşmez. Bununla birlikte kazandırmayı bilmek, itiraz etmemek ya da uzun süre sessiz kalmak tek başına örtülü rızanın kesin kanıtı değildir. Rıza sonucuna varılabilmesi için eşin işlemi serbest iradesiyle benimsediğini gösteren somut olguların bulunması gerekir.

Aile içi dayanışma veya ahlaki bir ödev amacıyla yapılan her ödeme de eklenecek değer değildir. Yardımın kime, hangi ihtiyaç için ve ne miktarda yapıldığı; eşlerin ekonomik imkânları ile olağan yaşam düzeni içindeki yeri araştırılmalıdır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 06.11.2018 tarihli, 2018/14261 E., 2018/18229 K. sayılı kararında, eşin oğlunun borçları için yapıldığı ileri sürülen ödemeler bakımından TMK m. 229 şartlarının iddia ve ispat edilmemesi karşısında aile dayanışmasına dayalı değerlendirme yapılmıştır. Bu yaklaşım, yüksek tutarlı bir kazandırmanın yalnızca “yardım” denilerek tasfiye dışına çıkarılabileceği anlamına gelmez.

Bir yıllık dönem, mal rejiminin sona erdiği tarihe göre belirlenir. Boşanma kararı verilmesi hâlinde mal rejimi, TMK m. 225/2 gereğince boşanma davasının açıldığı tarihten geçerli olmak üzere sona erer. Bu nedenle hesap boşanma kararının kesinleşme tarihinden değil, kural olarak boşanma dava tarihinden geriye doğru yapılır. Ölüm hâlinde ise sona erme tarihi ölüm tarihidir.

Bağışlama iradesinin veya taahhüdünün bir yıldan önce açıklanmasına rağmen malvarlığı aktarımının son bir yıl içinde tamamlanması hâlinde hangi tarihin esas alınacağı öğretide tartışmalıdır. Koruma amacını öne çıkaran baskın yaklaşım, ekonomik sonucun doğduğu tasarruf veya ifa anına ağırlık verir. Bu nedenle taşınmazlarda tescil, para ve taşınır işlemlerinde ise fiilî aktarım zamanı ayrıca belirlenmelidir; yalnızca önceki tarihli bir sözleşme veya niyet açıklaması süre incelemesini bitirmez.

Katılma Alacağını Azaltma Kastıyla Yapılan Devirler

TMK m. 229’un 2. bendi, rejim sürerken eşlerden birinin diğer eşin gelecekteki katılma alacağını küçültme amacıyla elden çıkardığı değerleri kapsar. Bu bentte bir yıllık veya başka bir süre sınırı bulunmamaktadır. Mal rejimi devam ederken yapılmış olması şartıyla daha eski bir devir de azaltma kastı ispatlandığında eklenecek değer sayılabilir.

Bu düzenleme bakımından işlemin karşılıklı veya karşılıksız olması tek başına belirleyici değildir. Satış, bağış, şirket payı devri, araç devri, hesaptaki paranın üçüncü kişiye aktarılması, bir alacaktan vazgeçilmesi veya edinilmiş mal grubunu azaltan başka bir tasarruf hükmün kapsamına girebilir. Ancak malın yalnızca tüketilmiş veya kötü yönetim sonucunda değer kaybetmiş olması her durumda “devir” sayılmaz. Eşlerin evlilik sırasında kendi malları üzerinde tasarruf yetkisi bulunduğundan, hayatın olağan akışı içindeki harcamalar sırf tasfiye aktifini azalttığı için TMK m. 229’un 2. bendine tabi tutulamaz.

Gerçek bir satışta piyasa bedeli borçlu eşin malvarlığına girmiş ve bu bedel başka bir edinilmiş mala dönüşmüşse, tasfiye hesabından kaçırılmış bir değerden söz edilemeyebilir. Buna karşılık satış bedelinin ödendiği ispatlanamıyor, bedel sembolik kalıyor veya para kısa sürede iz bırakmadan kayboluyorsa devir ile katılma alacağının azaltılması arasındaki bağlantı güçlenir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 12.04.2021 tarihli, 2020/3418 E., 2021/3357 K. sayılı kararında; eşler arasındaki anlaşmazlıktan sonra taşınmazın üçüncü kişiye devredilmesi ve boşanma davasından sonra yeniden devralınması, azaltma kastının varlığı bakımından önemli kabul edilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 14.11.2022 tarihli, 2022/228 E., 2022/9229 K. sayılı kararında da tarafların fiilen ayrı yaşamaya başlaması, devir tarihi ve boşanma dava tarihi birlikte değerlendirilerek taşınmaz ile aracın TMK m. 229’un 2. bendi kapsamında eklenecek değer olarak tasfiyede dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

Kişisel Malların Devri

TMK m. 229, edinilmiş mallara yapılacak hesabi eklemeyi düzenler. Bu nedenle devredilen değerin hangi mal grubuna ait olduğu belirlenmeden yalnızca “eş mal kaçırdı” denilerek sonuca gidilemez. Eşin evlenmeden önce sahip olduğu, miras yoluyla edindiği veya kendisine bağışlanan bir mal kural olarak kişisel maldır. Kişisel malın devri, diğer eşin artık değere katılma alacağını doğrudan azaltmıyorsa eklenecek değer hesabına alınmaz.

Bununla birlikte kişisel malın gelirleri, aksi mal rejimi sözleşmesiyle kararlaştırılmamışsa edinilmiş maldır. Aynı eşin kişisel ve edinilmiş mal grupları arasındaki katkılar TMK m. 230 kapsamında denkleştirmeye konu olur. Eşlerden birinin diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın yaptığı katkı ise TMK m. 227’deki şartlarla değer artış payı alacağı doğurabilir. Bu nedenle yalnızca tapudaki edinme sebebine değil; satış bedelinin kaynağına, kredi ödemelerine, kişisel mal katkısına ve malın yerine geçen değerlere de bakılmalıdır.

Aile büyüklerinden gelen malvarlığı değerlerinde de “aileden geldiği için kişisel maldır” şeklinde bir kabul güvenli değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 13.06.2022 tarihli, 2022/3443 E., 2022/5629 K. sayılı kararında, yasal mal rejimi döneminde eşin annesinden tapuda satış yoluyla devraldığı taşınmaz payları bakımından TMK m. 222’deki edinilmiş mal karinesine üstünlük tanınmış; kişisel mal olduğunu ileri süren eşin bunu ispatlaması gerektiği belirtilmiştir. Tapuda satış yazması gerçek bir bağışın ispatını bütünüyle engellemez; fakat bağış ve kişisel mal savunmasının ödeme kayıtları, tarafların ekonomik durumu ve temlikin gerçek amacıyla kanıtlanmasını gerektirir.

Eklenecek Değer İddiasının Dava Dilekçesinde İleri Sürülmesi

TMK m. 229’daki eklemenin hâkim tarafından kendiliğinden gözetilip gözetilemeyeceği öğretide tartışmalıdır. Düzenlemenin koruyucu ve emredici niteliğini öne çıkaran görüş, dosyadan anlaşılan eklenecek değerlerin re’sen hesaba katılabileceğini savunur. Buna karşılık usul hukukundaki taraflarca getirilme ilkesi uyarınca devrin varlığı, zamanı ve azaltma amacı gibi maddi vakıaların tarafça ileri sürülmesi gerektiği kabul edilmektedir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin geçmiş kararlarında farklı yaklaşımlar bulunmakla birlikte, eklenecek değer iddiası dayandığı maddi vakıalarla birlikte dava dilekçesinde açıkça ileri sürülmelidir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.11.2022 tarihli, 2022/82 E., 2022/8856 K. sayılı kararında, boşanma davasından önce üçüncü kişiye devredilmiş taşınmaz payı hakkında daha sonra sunulan dilekçedeki açıklama iddianın genişletilmesi olarak değerlendirilmiş; başlangıçta TMK m. 229 kapsamında ileri sürülmeyen değer tasfiye hesabına alınmamıştır. Karar, hâkimin hukuku kendiliğinden uygulaması ile talebin dayandığı vakıaları tarafın ileri sürmesi arasındaki ayrımı göstermektedir.

Bu nedenle dava dilekçesinde her malvarlığı değeri bakımından edinme tarihi ve finansman kaynağı, devir tarihi, devralan kişi, karşılık bulunup bulunmadığı, bir yıllık dönemdeki kazandırmada rızanın yokluğu veya azaltma kastını gösteren olaylar ve istenen hukuki sonuç ayrı ayrı açıklanmalıdır. HMK m. 119 ve m. 141 çerçevesinde yargılama ilerledikten sonra yeni bir malın ya da yeni bir devir vakıasının eklenmesi iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşabilir. Sonradan öğrenilen işlemlerde karşı tarafın muvafakati, ıslahın kapsamı ve ayrı dava ihtiyacı süreler de gözetilerek değerlendirilmelidir.

Muvazaalı Devrin TBK m. 19 Kapsamındaki Sonuçları

Eş ile üçüncü kişi gerçekte mülkiyeti devretmek istemediği hâlde tapuda satış yapılmış gibi hareket etmişse mutlak muvazaa; gerçekte bağış yapmak istedikleri hâlde işlemi satış olarak göstermişlerse nispi muvazaa gündeme gelebilir. Görünürdeki işlem tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı için geçersizdir. Tapulu taşınmazın satış görünümü altında bağışlanması hâlinde gizli bağış da kanuni şekil şartlarını taşımıyorsa geçersiz olur.

Katılma alacağı zedelenen eş, hukuki yararı bulunduğu ölçüde TBK m. 19’a dayalı muvazaa davası açabilir. Ancak yalnızca katılma alacaklısı sıfatıyla açılan bu davada, tapu iptali ve tescil yerine alacakla sınırlı haciz ve satış isteme yetkisi verilmesi yönünde hüküm kurulmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2025 tarihli, 2023/4-618 E., 2025/231 K. sayılı kararına göre muvazaa ispatlandığında İİK m. 283/1 kıyasen uygulanmalı ve davacıya, katılma alacağı ile ferileriyle sınırlı olmak üzere taşınmaz üzerinde haciz ve satış isteme yetkisi verilmelidir. Devreden borçlu eş ile devralan üçüncü kişi davada birlikte taraf gösterilmelidir.

Muvazaa davasında yalnızca devreden eşin amacı yeterli değildir. Devralan üçüncü kişinin de görünürdeki işlemin gerçek sonuç doğurmaması veya başka bir işlemi gizlemesi konusunda ortak iradeye sahip olması gerekir. Üçüncü kişi taşınmazı gerçekten satın almışsa ve tarafların iradesi mülkiyetin devri yönündeyse, devreden eşin kötü amacı tek başına işlemi muvazaalı hâle getirmez. Böyle bir durumda TMK m. 229’un 2. bendindeki azaltma kastı yine ayrıca değerlendirilebilir.

Taşınmazın daha sonra başka kişilere devredilmesi hâlinde tapu siciline güvenerek ayni hak kazanan iyi niyetli üçüncü kişinin korunması gündeme gelebilir. Bu nedenle şüpheli ilk devir öğrenildiğinde işlem zinciri, takyidatlar ve sonraki maliklerin iyi niyet durumu gecikmeden incelenmelidir.

Aynı İşleme Karşı Başvurulabilecek Hukuki Yollar

Bir devir hem muvazaalı olabilir hem de katılma alacağını azaltma kastı taşıyabilir. Bu durumda hukuki koruma tek bir dava türünden ibaret değildir. Ancak her yolun şartı ve sonucu ayrı kurulmalıdır.

TMK m. 229’a dayanıldığında, devredilen değer aile mahkemesindeki mal rejimi tasfiyesi hesabına eklenir. Devrin geçersizliğine veya tapunun iptaline karar verilmez. Talep öncelikle katılma alacağı borçlusu olan eşe yöneltilir.

Katılma alacaklısı eşin TBK m. 19’a dayalı muvazaa davası genel görevli asliye hukuk mahkemesinde görülür. Bu dava taşınmazın aynına değil, katılma alacağının tahsiline yönelik olduğundan tapu iptali ve tescil yerine İİK m. 283/1’in kıyasen uygulanmasıyla davacıya, alacağı ve ferileriyle sınırlı haciz ve satış isteme yetkisi verilmesi talep edilmelidir. Katılma alacağının varlığı ve miktarı henüz belirlenmemişse mal rejiminin tasfiyesi davası bekletici mesele yapılır.

TMK m. 241’deki şartlar oluştuğunda, borçlu eşin malvarlığı katılma alacağını karşılamadığı ölçüde karşılıksız kazandırmadan yararlanan üçüncü kişiye yönelmek mümkündür. Bu talep, her türlü üçüncü kişi devrini iptal eden genel bir dava değildir. Kanun, üçüncü kişinin sorumluluğunu karşılıksız kazandırma ve eksik kalan katılma alacağı ile sınırlandırmıştır.

Devredilen taşınmaz aile konutu niteliğindeyse TMK m. 194’teki eş rızası koruması ayrıca gündeme gelebilir. Aile konutu hükümleri, mal rejimi tasfiyesi ve muvazaa hükümlerinden farklı bir hukuki sebebe dayanır. Aile konutunun şerhsiz olması, diğer eşin rızasının her durumda önemsiz olduğu anlamına gelmez. Bu konuda Aile Konutu Şerhi ve Eşin Rızası Olmadan Yapılan İşlemler yazımızı inceleyebilirsiniz.

Üçüncü Kişinin TMK m. 241 Kapsamındaki Sorumluluğu

TMK m. 241, tasfiye sırasında borçlu eşin malvarlığı veya tereke katılma alacağını karşılamaya yetmediğinde, kanundaki şartlarla üçüncü kişiye yönelme imkânı tanır. Hak sahibi eş veya mirasçıları, edinilmiş mal hesabına eklenmesi gereken bedelsiz kazandırmadan yararlanan kişiden yalnızca karşılanmayan tutar kadar ödeme talep edebilir.

Bu sorumluluk ikincil ve sınırlı niteliktedir. Öncelikle geçerli bir katılma alacağı doğmalı; borçlu eşin malvarlığı veya terekesi bu alacağı karşılamamalı; üçüncü kişi hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmadan yararlanmış olmalı ve talep eksik kalan miktarı aşmamalıdır. Üçüncü kişinin edindiği değerden daha geniş bir sorumluluk kurulması da mümkün değildir.

Kanun, üçüncü kişiye karşı dava açılmasını önceden icra takibi yapılmasına veya borç ödemeden aciz belgesi alınmasına açıkça bağlamamıştır. Bununla birlikte borçlu eşin malvarlığının katılma alacağını karşılamaya yetmediği ve eksik kalan miktar ispatlanmadan üçüncü kişinin sorumluluğuna hükmedilemez. Öğretide yetersizliğin mutlaka cebrî icra süreciyle ortaya çıkması gerekip gerekmediği tartışmalı olduğundan, borçlu eşin tasfiye tarihindeki haczi mümkün malvarlığı ile ödeme gücünün dosyada somutlaştırılması önem taşır.

Burada önemli bir sınır vardır: Eşin katılma alacağını azaltmak amacıyla üçüncü kişiye yaptığı her gerçek satış, üçüncü kişiyi TMK m. 241 uyarınca sorumlu hâle getirmez. Gerçek bedel ödeyen üçüncü kişi bakımından “karşılıksız kazandırmadan yararlanma” şartı oluşmayabilir. Buna karşılık satış görünümü altında bedelsiz kazandırma, kısmen karşılıksız devir veya bağış niteliğindeki işlem bu hükmün kapsamına girebilir.

TMK m. 229’un son cümlesi uyarınca kazandırma veya devre ilişkin tasfiye kararının üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilmesi için tasfiye davasının bu kişiye usulüne uygun biçimde ihbar edilmiş olması gerekir. İhbar, üçüncü kişiyi davanın tarafı hâline getirmez ve TMK m. 241 kapsamında açılması gereken bağımsız eda davasının yerini tutmaz. TMK m. 241’e dayalı dava tasfiye davasından önce veya onunla birlikte açılmışsa talepler gerektiğinde ayrılmalı; katılma alacağının varlığı ve miktarı yanında bu alacağın borçlu eşten tahsil edilip edilemeyeceği de üçüncü kişiye karşı açılan dava bakımından bekletici mesele yapılmalıdır.

Malvarlığının yeterli olup olmadığı, mal rejiminin sona erdiği tarihteki soyut duruma göre değil, tasfiye aşamasında alacağın karşılanıp karşılanamayacağına göre değerlendirilir. Ayrıca ihbarın ilk derece yargılaması tamamlanmadan gerçekleştirilmesi, üçüncü kişinin savunma ve davaya katılma imkânının korunması bakımından özellikle önemlidir. Katılma alacağı davasının açılmış olması, TMK m. 241’deki hak düşürücü süreleri kendiliğinden korumaz.

TMK m. 241/2’de üçüncü kişiye karşı dava için özel hak düşürücü süreler öngörülmüştür. Dava hakkı, alacaklı eşin veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıl içinde kullanılmalıdır. Boşanma yargılamasının uzun sürmesi bu beş yıllık sürenin kendiliğinden durduğu anlamına gelmez. Bu nedenle üçüncü kişiye yönelme ihtimali bulunan dosyalarda tasfiye davasının sonuçlanmasını beklemek ciddi hak kaybı yaratabilir.

TMK m. 241’deki düzenleme, miras hukukundaki tenkis davasına bazı yönlerden benzemekle birlikte aynı dava değildir. Kanun yalnızca belirli hükümler bakımından tenkis kurallarının kıyasen uygulanmasını öngörür. Saklı payın korunması ve tenkis hesabı hakkında Tenkis Davası yazımızı inceleyebilirsiniz.

Malın Baştan İtibaren Üçüncü Kişi Adına Alınması

Uygulamada mal her zaman önce eş adına edinilip sonradan üçüncü kişiye devredilmez. Bazen satın alma bedeli eşlerden biri tarafından ödendiği hâlde taşınmaz, araç veya şirket payı doğrudan anne, baba, kardeş ya da başka bir kişi adına tescil edilir. Bu durum “nam-ı müstear” veya inançlı işlem tartışmalarını gündeme getirebilse de mal rejimi tasfiyesinde kendiliğinden eşe ait edinilmiş mal kabul edilemez.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.02.2022 tarihli, 2019/8-805 E., 2022/123 K. sayılı kararında; üçüncü kişi adına kayıtlı taşınmazın davalı eş tarafından karşılığı verilerek edinildiği veya davalı eşin katılma alacağını azaltma kastıyla yaptığı bir devir bulunduğu ispatlanamadığı için, üçüncü kişinin malvarlığına yapılan katkının mal rejimi hükümleri çerçevesinde davalı eşten değer artış payı ya da katılma alacağı olarak istenemeyeceği kabul edilmiştir.

Bu karar, “krediyi eş ödediğine göre taşınmaz da eşin edinilmiş malıdır” şeklindeki kabulün riskini göstermektedir. Doğrudan üçüncü kişi adına edinilen mallarda ödeme kayıtlarının yanı sıra mülkiyetin gerçekte kime ait olduğu, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, üçüncü kişinin alım gücü, kredinin kimin borcu için kullanıldığı, malı kimin yönettiği ve davanın hangi hukuki sebebe dayandırıldığı ayrı ayrı ortaya konulmalıdır.

Salt mal rejimi hükümleri yetersiz kalıyorsa genel hükümlere dayalı mülkiyet, muvazaa, inançlı işlem veya alacak talepleri somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle taraf sıfatı ve talep sonucu belirlenmeden, üçüncü kişi adına kayıtlı malın aile mahkemesindeki tasfiye hesabına doğrudan dâhil edilmesi istenmemelidir.

Öğretide, doğrudan üçüncü kişi adına alınan mal için evlilik içinde yapılan ödemelerin güncel karşılığının bazı durumlarda TMK m. 229’un koruma amacı doğrultusunda hesaba katılabileceği de savunulmaktadır. Ancak Hukuk Genel Kurulunun 15.02.2022 tarihli kararı karşısında bu görüş yerleşmiş bir içtihat kuralı gibi ileri sürülemez. Önce ödemenin hangi hukuki ilişkiye dayandığı ve davalı eşin edinilmiş mal grubunu azaltan bir devir yapıp yapmadığı ispatlanmalıdır; yalnızca hakkaniyet düşüncesi, eksik maddi vakıanın yerini tutmaz.

Muvazaa ve Azaltma Kastının İspatı

TMK m. 6 ve HMK m. 190 gereğince kural olarak bir vakıadan kendi lehine sonuç çıkaran taraf, o vakıayı ispatlamakla yükümlüdür. Bu nedenle katılma alacağını azaltma kastıyla devir yapıldığını ileri süren eş, iddiasını somutlaştırmalı ve delillerini göstermelidir. Bununla birlikte kast iç dünyaya ilişkin olduğundan çoğu dosyada doğrudan delille değil, birbiriyle uyumlu emarelerin birlikte değerlendirilmesiyle ortaya çıkar.

Devrin fiilî ayrılık veya boşanma hazırlığı döneminde yapılması, malın yakın akrabaya geçirilmesi, gösterilen bedelin rayicin çok altında kalması, banka üzerinden gerçek bir ödeme bulunmaması, devralanın ekonomik gücünün yetersiz olması, devreden eşin malı kullanmaya devam etmesi, satış bedelinin nereye gittiğinin açıklanamaması, malın boşanma sonrasında yeniden devralınması ve kısa aralıklarla zincirleme devir yapılması azaltma kastını veya muvazaayı destekleyen önemli olgulardır. Ancak bunların hiçbiri tek başına her dosyada kesin sonuç doğurmaz.

Tapu ve trafik tescil kayıtları, banka hesap hareketleri, kredi sözleşmeleri, ödeme planları, şirket pay defteri ve ticaret sicili kayıtları, vergi kayıtları, noter senetleri, ekspertiz raporları, taşınmazın fiilî kullanımına ilişkin belgeler, yazışmalar ve tanık anlatımları uyuşmazlığın niteliğine göre önem taşıyabilir. Deliller yalnızca malın kimin üzerine kayıtlı olduğunu değil, bedelin kaynağını ve işlem sonrasında ekonomik kontrolün kimde kaldığını da göstermelidir.

Muvazaalı işlemin tarafı olmayan eş, üçüncü kişi konumundadır. HMK m. 203/1-d uyarınca üçüncü kişilerin hukuki işlemlere ve senetlere karşı muvazaa iddiası tanık dâhil her türlü delille ispatlanabilir. Buna rağmen yalnızca soyut tanık anlatımlarına dayanılması doğru değildir. Banka ve resmî kayıtlarla desteklenen tutarlı bir delil zinciri, hem muvazaanın hem azaltma kastının ispat gücünü belirgin biçimde artırır.

Muvazaaya dayalı talep ile TMK m. 229 iddiası dava dilekçesinde ayrı vakıalara ve ayrı hukuki sonuçlara bağlanmalıdır. Malın hangi tarihte, kime, hangi görünürdeki işlemle devredildiği; gerçek bedelin ödenip ödenmediği; devir öncesindeki ailevi süreç; azaltma kastını gösteren emareler ve istenen hukuki koruma açıkça yazılmalıdır. Yargılama ilerledikten sonra yeni bir malvarlığı değerinin veya yeni bir eklenecek değer vakıasının ileri sürülmesi, iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşabilir.

Eklenecek Değerin Hesaplanması

Bir malın TMK m. 229 kapsamında eklenecek değer kabul edilmesi, diğer eşe o malın değerinin yarısının doğrudan ödeneceği anlamına gelmez. Önce devredilen malın edinilmiş mal niteliği, kişisel mal katkıları, mal rejiminin sona erdiği tarihteki borçlar, denkleştirme kalemleri ve eşlerin karşılıklı alacakları belirlenir. Katılma alacağı, bu hesap sonucunda ortaya çıkan artık değer üzerinden bulunur.

Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar TMK m. 235/1 uyarınca tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılır. TMK m. 235/2 ise eklenecek değerlerin hesabında malın devredildiği tarihin esas alınacağını düzenler. Yargıtay uygulamasında malın devir tarihindeki nitelik ve özellikleri sabit tutulmakta, sürüm değeri tasfiye tarihine, uygulamada karar tarihine, en yakın tarih itibarıyla belirlenmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.10.2021 tarihli, 2021/5673 E., 2021/7053 K. sayılı kararı bu yaklaşımın örneklerindendir.

Bu nedenle bilirkişi incelemesinde “devir tarihindeki değer” ile “devir tarihindeki durum ve özellikler esas alınarak tasfiye tarihine taşınan sürüm değeri” birbirine karıştırılmamalıdır. Taşınmazın devir tarihindeki inşaat seviyesi, aracın yaşı ve teknik durumu, şirket payının devir tarihindeki kapsamı gibi özellikler sabitlenmeli; uygulanacak değerleme yöntemi ve hesap tarihi raporda denetime elverişli biçimde açıklanmalıdır.

Krediyle alınan mallarda mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar edinilmiş mallardan karşılanan ödemeler ile bu tarihten sonraki ödemeler ayrılır. Kişisel maldan yapılan peşinat, aileden gelen karşılıksız kazandırma veya mal rejimi sona erdikten sonra ödenen kredi taksitleri de hesaplamada ayrıca değerlendirilir. Bu nedenle tapu veya araç rayicinin ikiye bölünmesi çoğu dosyada hatalı sonuç verir.

Geçici Hukuki Koruma Tedbirleri

Mal kaçırma iddiasında yalnızca davanın kabulü değil, hükmedilecek alacağın tahsilinin güvence altına alınması da önemlidir. Şüpheli malın yeniden devredilmesi, üzerinde ipotek kurulması veya borçlu eşin kalan malvarlığını azaltması hâlinde dava sonunda hükmedilen alacağın tahsili güçleşebilir.

Katılma alacağı davası gibi, katılma alacaklısı eşin TBK m. 19’a dayalı muvazaa davası da taşınmazın aynına değil alacağın tahsiline yöneliktir. Bu nedenle üçüncü kişi adına kayıtlı taşınmazın doğrudan dava konusu olduğu varsayımıyla HMK m. 389 uyarınca devir yasağı istenmesi hukuken tartışma yaratabilir. Somut olayda HMK m. 389 ve devamındaki ihtiyati tedbir ile İİK m. 257 ve devamındaki ihtiyati haciz şartları ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Geçici koruma talebi, davada elde edilebilecek nihai hukuki sonuca uygun olarak kurulmalı ve yaklaşık ispat şartı somut delillerle karşılanmalıdır.

Devredilen taşınmaz aile konutu niteliğindeyse, evlilik ve aile konutu niteliği devam ettiği sürece TMK m. 194’e dayalı koruma talepleri mal rejimi hükümlerinden bağımsız olarak gündeme gelebilir. Bu nedenle aile konutu niteliği bulunan taşınmazlarda yalnızca gelecekteki katılma alacağına odaklanmak yeterli değildir.

Mal Rejiminin Sona Erme Tarihi ve 1 Ocak 2002 Ayrımı

Boşanma kararı verildiğinde mal rejimi, TMK m. 225/2 uyarınca boşanma davasının açıldığı tarihten geçerli olmak üzere sona erer. Bu tarih; edinilmiş malın belirlenmesi, kredi ödemelerinin ayrıştırılması, son bir yıllık karşılıksız kazandırma döneminin hesaplanması ve azaltma kastının değerlendirilmesi bakımından merkezi önemdedir.

Mal rejimi tasfiyesi davası boşanma davası devam ederken açılabilir; ancak boşanma kararı kesinleşmeden tasfiye hakkında nihai karar verilmesi mümkün değildir. Bu durumda boşanma dosyası bekletici mesele yapılır. Boşanma davasının reddi kesinleşir ve mal rejimini sona erdiren başka bir sebep de bulunmazsa, mal rejiminin tasfiyesi için gerekli ön koşul gerçekleşmediğinden tasfiye talebi reddedilir.

1 Ocak 2002’den önce evlenmiş eşler bakımından dönem ayrımı yapılmalıdır. 4722 sayılı Kanun m. 10 gereğince eşler başka bir rejim seçmemişse, 1 Ocak 2002’ye kadar önceki yasal mal ayrılığı rejimi; bu tarihten sonra edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır. Aynı malın bedeli iki dönemde ödenmiş veya farklı dönemlerde katkı yapılmışsa katkı payı, değer artış payı ve katılma alacağı kalemleri ayrı yöntemlerle hesaplanabilir.

Anlaşmalı Boşanma Protokolünün Etkisi

Anlaşmalı boşanma protokolünde mal rejiminin tamamen tasfiye edildiğine veya tarafların birbirlerinden herhangi bir malvarlığı talebi bulunmadığına ilişkin hükümler, sonradan açılacak davaları etkileyebilir. Özellikle hangi taşınmazın, aracın, şirket payının veya alacağın protokol kapsamında olduğu açıkça belirtilmeden kullanılan genel feragat ifadeleri ciddi yorum uyuşmazlığı yaratır.

Muvazaalı devir boşanma protokolü imzalanırken bilinmiyorsa; irade sakatlığı, feragatin kapsamı, tasfiye anlaşmasının geçerliliği ve sonradan öğrenilen malvarlığı değerinin protokole etkisi somut olaya göre ayrıca değerlendirilir. “Mal paylaşımı yapıldı” şeklindeki genel bir cümle, her dosyada aynı sonucu doğurmaz. Protokolün açık hükümleri, tarafların gerçek iradesi ve tasfiye konusu değerlerin belirlenebilir olup olmadığı birlikte incelenmelidir.

Anlaşmalı boşanmanın mali sonuçları ve protokolde malvarlığı hükümlerinin düzenlenmesi hakkında Anlaşmalı Boşanma Davası yazımızı inceleyebilirsiniz.

Taraflar, Görevli Mahkeme ve Yetkili Mahkeme

TMK m. 229 kapsamında eklenecek değer iddiasını içeren katılma alacağı davası, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklandığı için aile mahkemesinde görülür. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla görev yapar. Asıl davalı katılma alacağı borçlusu eş veya ölüm hâlinde mirasçılarıdır.

Mal rejiminin tasfiyesi davalarında yetki TMK m. 214’e göre belirlenir. Mal rejimi ölümle sona ermişse ölen eşin son yerleşim yeri; boşanma, evliliğin iptali veya hâkim kararıyla mal ayrılığı söz konusuysa bu davalarda yetkili mahkeme; diğer hâllerde davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.

Katılma alacaklısı eşin TBK m. 19’a dayanarak devreden eş ile devralan üçüncü kişiye karşı açtığı muvazaa davasında görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Güncel Hukuk Genel Kurulu kararına göre bu dava taşınmazın aynına değil alacağın tahsiline yönelik olduğundan, HMK m. 12’deki kesin yetki kuralı sırf dava konusu işlemin bir taşınmaz devri olması nedeniyle uygulanmaz; yetkili mahkeme genel yetki kurallarına göre belirlenir. Devreden borçlu eş ile devralan üçüncü kişi davada birlikte yer almalıdır.

TMK m. 229’a dayalı tasfiye talebi ile TBK m. 19’a dayalı muvazaa talebi farklı görev kurallarına tabidir. Talepler aile mahkemesinde aynı dilekçeyle ileri sürülmüşse TBK m. 19’a dayalı talep tefrik edilmeli ve asliye hukuk mahkemesinde görülmelidir. Katılma alacağının varlığı henüz kesinleşmemişse asliye hukuk mahkemesi mal rejiminin tasfiyesi davasının sonucunu beklemelidir.

Dava ve Hak Düşürücü Süreler

Katılma alacağı ve değer artış payı talepleri bakımından Türk Medeni Kanunu’nda özel bir zamanaşımı süresi düzenlenmemiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.04.2013 tarihli, 2013/8-375 E., 2013/520 K. sayılı kararıyla TBK m. 146’daki on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanacağı kabul edilmiştir. Boşanma nedeniyle sona ermede Yargıtay uygulamasında süre, boşanma kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar.

TMK m. 241’e göre üçüncü kişiye karşı açılacak dava ise özel hak düşürücü sürelere tabidir. Öğrenmeden itibaren bir yıllık ve mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıllık süreler, katılma alacağına ilişkin genel on yıllık zamanaşımıyla karıştırılmamalıdır.

Katılma alacaklısı eşin TBK m. 19’a dayanarak İİK m. 283/1’in kıyasen uygulanmasını ve kendisine haciz ile satış isteme yetkisi verilmesini talep ettiği dava, muvazaa iddiasına dayanması nedeniyle kural olarak ayrıca bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Bununla birlikte dayanak katılma alacağının varlığı ve zamanaşımı durumu ile davacının güncel hukuki yararı ayrıca değerlendirilir. Dava açmakta gecikilmesi delillerin kaybolmasına, taşınmazın iyi niyetli kişilere devredilmesine ve alacağın tahsilinin güçleşmesine yol açabilir.

Sonuç

Mal rejimi tasfiyesinde muvazaa, yalnızca tapuda satış gösterilen bir bağıştan ibaret değildir. Eşten mal kaçırma iddiası; devrin gerçekliği, devreden eşin katılma alacağını azaltma amacı, devralan üçüncü kişinin iradesi, malın edinilmiş veya kişisel mal niteliği ve işlem bedelinin akıbeti birlikte değerlendirilerek çözümlenir.

TMK m. 229, muvazaa ispatlanmasa bile katılma alacağını azaltan bazı işlemleri tasfiye hesabına ekleyerek alacaklı eşi korur. TBK m. 19 ise tarafların gerçek iradesini yansıtmayan görünürdeki işlemin geçersizliğini gündeme getirir. TMK m. 241, borçlu eşin malvarlığının yetersiz kaldığı sınırlı durumlarda karşılıksız kazandırmadan yararlanan üçüncü kişiye yönelme imkânı verir. Bu üç koruma yolu birbirinin yerine geçmez.

Somut olayda doğru dava stratejisi; malvarlığının edinme ve devir zincirinin çıkarılması, banka kayıtlarının korunması, dava türlerinin görev bakımından ayrılması, üçüncü kişiye ihbarın zamanında yapılması ve geçici hukuki korumanın talep sonucuna uygun seçilmesiyle kurulabilir. Özellikle boşanma hazırlığı dönemindeki yakın akraba devirlerinde gecikme, hem delil hem de tahsil kabiliyeti bakımından telafisi güç sonuçlar doğurabilir.


Sıkça Sorulan Sorular

Eşin boşanmadan önce malını devretmesi her zaman muvazaa sayılır mı?

Hayır. Devir gerçek bir satış veya bağış olabilir. İşlem taraflarının gerçek iradesi mülkiyeti devretmek yönündeyse borçlar hukuku anlamında muvazaa bulunmayabilir. Buna rağmen devir diğer eşin katılma alacağını azaltma kastıyla yapılmışsa TMK m. 229’un 2. bendi kapsamında eklenecek değer olarak tasfiyede dikkate alınabilir.

Boşanmadan kaç yıl önce yapılan devirler tasfiyeye eklenebilir?

TMK m. 229’un 1. bendindeki karşılıksız kazandırmalar için mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıllık dönem esas alınır. TMK m. 229’un 2. bendindeki katılma alacağını azaltma kastıyla yapılan devirlerde ise belirli bir süre sınırı yoktur. Devrin mal rejimi devam ederken yapılması ve azaltma kastının ispatlanması gerekir.

Yakın akrabaya yapılan satış doğrudan muvazaalı kabul edilir mi?

Hayır. Anne, baba, kardeş veya başka bir yakına devir yapılması önemli bir emaredir; ancak tek başına muvazaa ispatı değildir. Satış bedeli, ödeme kaydı, devralanın ekonomik gücü, malın kullanımının kimde kaldığı, devir tarihi ve tarafların ailevi süreci birlikte değerlendirilir.

Muvazaalı devredilen taşınmaz diğer eş adına tescil edilir mi?

Katılma alacaklısı eşin yalnızca bu alacağına dayanması, taşınmazın kendi adına veya devreden eş adına tesciline hükmedilmesi için yeterli değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2025 tarihli kararına göre TBK m. 19 anlamında muvazaa ispatlanırsa tapu iptali ve tescil yerine İİK m. 283/1 kıyasen uygulanarak davacıya, katılma alacağı ve ferileriyle sınırlı haciz ve satış isteme yetkisi verilir. Davacının ayrıca bağımsız bir ayni hakkı veya TMK m. 194’e dayalı talebi bulunması hâlinde hukuki sonuç farklı olabilir.

Üçüncü kişinin, devreden eşin katılma alacağını azaltma amacını bilmesi gerekir mi?

TMK m. 229 kapsamında devralan üçüncü kişinin azaltma kastını bilmesi zorunlu değildir; değerlendirme öncelikle devreden eşin kastı üzerinden yapılır. Ancak TBK m. 19 anlamında muvazaadan söz edebilmek için işlem taraflarının ortak muvazaa iradesi gerekir. TMK m. 241 kapsamında üçüncü kişiye yönelme ise karşılıksız kazandırma ve kanundaki diğer özel şartlara bağlıdır.

Eşin banka hesabından para çekmesi eklenecek değer sayılır mı?

Paranın çekilmiş olması tek başına yeterli değildir. Çekim tarihi, miktar, paranın hangi amaçla kullanıldığı, başka bir malvarlığı değerine dönüşüp dönüşmediği ve hayatın olağan akışı değerlendirilir. Boşanma öncesinde yüksek miktarın çekilmesi ve makul kullanımın açıklanamaması, paranın tasfiyeden kaçırıldığı iddiasını güçlendirebilir.

Eşin kişisel malını devretmesi katılma alacağını etkiler mi?

Kural olarak kişisel mal artık değer hesabına girmez. Bu nedenle kişisel malın devri tek başına diğer eşe katılma alacağı vermez. Ancak kişisel malın gelirleri, kişisel ve edinilmiş mal grupları arasındaki katkılar veya malın yerine geçen değerler ayrıca değerlendirilmelidir.

Eşin ailesinden satış yoluyla gelen mal kişisel mal sayılır mı?

Tapuda satış yoluyla edinilen mal, aile büyüğünden gelmiş olsa da sırf akrabalık nedeniyle otomatik olarak kişisel mal kabul edilmez. TMK m. 222’deki karine gereğince edinilmiş mal olduğu kabul edilir; gerçek bir bağış bulunduğunu ve malın kişisel mal sayılması gerektiğini ileri süren eş bu iddiasını ispatlamalıdır. Ödeme kayıtları, tarafların mali gücü ve temlikin gerçek amacı birlikte değerlendirilir.

Eklenecek değerleri hâkim kendiliğinden dikkate alır mı?

Bu konu öğretide tartışmalıdır ve Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin geçmişte farklı yönde kararları olmuştur. Güncel uygulamada güvenli yaklaşım, her devir veya karşılıksız kazandırmayı ve TMK m. 229 şartlarını dava dilekçesinde açıkça ileri sürmektir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.11.2022 tarihli, 2022/82 E., 2022/8856 K. sayılı kararı, sonradan ileri sürülen yeni bir devir vakıasının iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşabileceğini göstermektedir.

Mal doğrudan kayınvalide veya başka bir üçüncü kişi adına alınmışsa tasfiyeye girer mi?

Otomatik olarak girmez. Davalı eşin malın mülkiyetini gerçekte edinmiş olduğu, üçüncü kişi adına tescilin hukuki niteliği veya katılma alacağını azaltan bir devir bulunduğu somut delillerle ortaya konulmalıdır. Yalnızca kredi taksitlerinin eşlerden biri tarafından ödenmesi her dosyada malın davalı eşe ait edinilmiş mal sayılması için yeterli olmayabilir.

Katılma alacağı davasında üçüncü kişiye ihbar gerekir mi?

TMK m. 229 kapsamındaki kararın kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilmesi için davanın kendisine ihbar edilmiş olması gerekir. Bu nedenle ihbar, özellikle daha sonra TMK m. 241 kapsamında üçüncü kişiye yönelme ihtimali bulunan dosyalarda önem taşır.

Üçüncü kişiye karşı dava açma süresi ne kadardır?

TMK m. 241 kapsamındaki dava, hak zedelenmesinin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıl içinde açılmalıdır. Bu süreler hak düşürücü niteliktedir ve katılma alacağına uygulanan genel on yıllık zamanaşımıyla aynı değildir.

Mal rejimi tasfiyesi davası boşanma davasıyla birlikte açılabilir mi?

Açılabilir; ancak boşanma kararı kesinleşmeden mal rejiminin tasfiyesi hakkında nihai karar verilemez. Tasfiye dosyasında boşanma davası bekletici mesele yapılır. Dava türlerinin harç, talep sonucu ve delil bakımından ayrı kurulması gerekir.

Mal kaçırma riski varsa tapuya tedbir konulabilir mi?

Katılma alacaklısı eşin açacağı dava kural olarak ayni değil şahsi niteliktedir. Bu nedenle üçüncü kişiye ait taşınmaza doğrudan devir yasağı konulacağı varsayılmamalı; HMK m. 389 ve devamındaki ihtiyati tedbir ile İİK m. 257 ve devamındaki ihtiyati haciz şartlarından hangisinin oluştuğu somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.

Anlaşmalı boşanma protokolü imzalanmışsa sonradan muvazaalı devir ileri sürülebilir mi?

Bu durum protokolün içeriğine, feragat hükmünün kapsamına, muvazaalı devrin protokol tarihinde bilinip bilinmediğine ve tarafların gerçek iradesine göre değerlendirilir. Mal rejimini açıkça ve tamamen tasfiye eden hükümler sonradan açılacak davayı etkileyebilir. Buna karşılık belirsiz ve genel ifadelerin hangi malvarlığı değerlerini kapsadığı ayrıca yorumlanır.

Mal rejimi tasfiyesinde muvazaalı devirlerin tespiti; tapu, banka, kredi ve şirket kayıtlarının birlikte incelenmesini, doğru dava türünün belirlenmesini ve hak düşürücü sürelerin dikkatle takip edilmesini gerektirir. Eşten mal kaçırma, katılma alacağı, eklenecek değer ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilecek talepler hakkında hukuki destek almak için iletişim sayfamız üzerinden tarafımıza ulaşabilirsiniz.