Kişiler arasındaki konuşmaların gizliliği, bireyin yalnızca özel hayatını değil, başkalarıyla herhangi bir gözetlenme veya kaydedilme endişesi taşımadan iletişim kurabilmesini de korur. Cep telefonlarının ses kayıt özelliğinin günlük hayatın olağan bir parçasına dönüşmesi ise bu koruma alanını uygulamada daha önemli hâle getirmiştir. Bir toplantının gizlice kaydedilmesi, başkasının konuşmasının teknik cihazla dinlenmesi veya alınmış bir ses kaydının üçüncü kişilerle paylaşılması ceza sorumluluğu doğurabilir.
Bununla birlikte, bir kişiyi haberi olmadan kaydetmek her durumda TCK m.133 kapsamında suç oluşturur yaklaşımı doğru değildir. Kaydı yapan kişinin konuşmaya katılıp katılmadığı, konuşmanın kaç kişi arasında gerçekleştiği, iletişimin yüz yüze mi yoksa bir haberleşme aracı üzerinden mi yapıldığı, konuşmanın aleni olup olmadığı, kaydın içeriği, kayıt amacı ve sonradan kimlerle paylaşıldığı suç vasfını değiştirebilir. Özellikle iki kişi arasındaki konuşmayı taraflardan birinin kaydetmesi ile üç veya daha fazla kişinin katıldığı bir söyleşinin taraflardan biri tarafından kaydedilmesi aynı hukuki rejime tabi değildir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 133. maddesi; aleni olmayan konuşmaların üçüncü kişilerce teknik araçla dinlenmesi veya kaydedilmesini, kişinin katıldığı aleni olmayan söyleşiyi diğer konuşanların rızası olmadan kaydetmesini ve kayıt yoluyla elde edilen verilerin hukuka aykırı biçimde ifşa edilmesini ayrı fiiller olarak düzenlemektedir. Bu nedenle somut olayda yalnızca gizli kayıt yapıldığı tespitiyle sonuca ulaşılması mümkün değildir. TCK m.132’deki haberleşmenin gizliliğini ihlal ve TCK m.134’teki özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarıyla sınırın da ayrıca belirlenmesi gerekir.
Bu yazıda TCK m.133 kapsamında kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun unsurları, aleni olmayan konuşma ve söyleşi kavramları, iki kişi arasındaki konuşmanın kaydedilmesi, gizli ses kaydının hangi istisnai şartlarda hukuka uygun kabul edilebildiği, kaydın delil niteliği, ifşa suçu, TCK m.132 ve m.134 ile farkları, şikâyet ve uzlaştırma usulü ile Yargıtay uygulaması ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.
- TCK 133’ün Koruduğu Hukuki Değer
- TCK 133 Kapsamında Düzenlenen Fiiller
- Aleni Olmayan Konuşma Kavramı
- TCK 133/1 Kapsamında Üçüncü Kişinin Konuşmayı Dinlemesi veya Kaydetmesi
- TCK 133/2 Kapsamında Konuşmaya Katılan Kişinin Kayıt Yapması
- İki Kişi Arasındaki Konuşmayı Taraflardan Birinin Kaydetmesi
- Telefon Görüşmesi ile Yüz Yüze Konuşma Arasındaki Ayrım
- TCK 133/3 Kapsamında Ses Kaydının Hukuka Aykırı Olarak İfşa Edilmesi
- Gizli Ses Kaydının Delil Elde Etmek Amacıyla Yapılması
- Hakaret, Tehdit ve Şantaj Sırasında Ses Kaydı
- Ses Kaydının Savcılığa veya Mahkemeye Sunulması
- Hukuka Aykırı Ses Kaydının Ceza Davasında Delil Niteliği
- Ses Kaydının Gerçekliğinin ve Bütünlüğünün İspatı
- TCK 132, TCK 133 ve TCK 134 Arasındaki Ayrım
- İş Toplantılarının ve Kurumsal Görüşmelerin Kaydedilmesi
- Güvenlik Kameralarının Ses Kaydetmesi
- Ses Kaydının Sosyal Medyada Paylaşılması
- Kamu Görevlisi veya Mesleğin Sağladığı Kolaylıktan Yararlanılması
- Tüzel Kişiler Bakımından Güvenlik Tedbirleri
- TCK 133 Suçunda Kast
- TCK 133 Suçunun Cezası
- TCK 133 Suçunda Şikâyet Süresi
- TCK 133 Suçunda Uzlaştırma
- Görevli ve Yetkili Mahkeme
- TCK 133 Soruşturmasında Deliller
- Gizli Kayıt Nedeniyle Manevi Tazminat
- Uygulamada En Kritik Ayrımlar
- Sonuç
- Sıkça Sorulan Sorular
TCK 133’ün Koruduğu Hukuki Değer
TCK m.133, Türk Ceza Kanunu’nun “Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar” bölümünde düzenlenmiştir. Maddenin koruduğu hukuki değer yalnızca konuşmanın içeriğindeki sır niteliğindeki bilgiler değildir. Asıl korunan, kişilerin belirli bir çevrede kalacağı düşüncesiyle gerçekleştirdikleri sözlü iletişimin gizliliğidir.
Bu nedenle konuşmanın mutlaka kişinin en mahrem bilgilerini içermesi gerekmez. İş ilişkisi, ticari uyuşmazlık, aile içi mesele, günlük bir tartışma veya sıradan bir konu hakkındaki konuşma da şartları varsa TCK m.133 kapsamında korunabilir. Belirleyici olan, konuşanların sözlerinin belirsiz sayıdaki kişiye ulaşmasını istemeyip sınırlı bir iletişim çevresi içinde hareket etmeleridir.
Maddenin bu yapısı önemlidir. Çünkü uygulamada bazen konuşmada özel bir şeyin olmadığı savunması yapılmaktadır. Oysa TCK m.133 bakımından konuşmanın gizli veya mahrem bir konuya ilişkin olması tek başına belirleyici değildir. İçeriğin özel hayat alanına girip girmediği, özellikle TCK m.134 ile yapılacak ayrım bakımından önem kazanır.
TCK 133 Kapsamında Düzenlenen Fiiller
TCK m.133 üç farklı hukuki durumu düzenlemektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları taraflardan herhangi birinin rızası bulunmaksızın bir aletle dinleyen veya ses alma cihazıyla kaydeden kişi bakımından iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
İkinci fıkrada, kişinin katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmaksızın ses alma cihazıyla kaydetmesi düzenlenmiş ve altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmüştür.
Üçüncü fıkrada ise kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesiyle elde edilmiş verilerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi bağımsız şekilde cezalandırılmıştır. Bu durumda iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasının yanında dört bin güne kadar adli para cezası öngörülmektedir. Verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması hâlinde de aynı yaptırım uygulanır.
Bu üç fıkranın birbirinden ayrılması gerekir. Kaydı yapmak ile kaydı başkasına vermek aynı fiil değildir. Bir kayıt bakımından kayda alma fiilinin hukuki niteliği ayrı, sonradan gerçekleştirilen paylaşım veya yayın ayrı değerlendirilir.
Aleni Olmayan Konuşma Kavramı
TCK m.133’ün uygulanabilmesi için konuşmanın “aleni olmayan” nitelikte bulunması gerekir. Buradaki aleniyet değerlendirmesi yalnızca konuşmanın yapıldığı fiziksel mekâna göre yapılamaz.
Kapalı bir odada gerçekleşen her konuşma kendiliğinden aleni olmayan konuşma sayılamayacağı gibi, parkta, kafede, işyerinde veya başka bir ortak alanda yapılan her konuşmanın aleni olduğu da söylenemez. Önemli olan, belirsiz sayıdaki kişinin konuşmayı ayrıca özel bir çaba göstermeden duyup algılayıp algılayamadığı ve konuşanların iletişimin sınırlı kişiler arasında kalacağı yönünde haklı bir beklentiye sahip olup olmadığıdır.
Örneğin kalabalık bir kafede iki kişinin yalnızca birbirlerinin duyabileceği şekilde yaptığı ve başkasının ancak yaklaşıp özel olarak dinlemesi hâlinde işitebileceği konuşma aleni olmayan nitelikte olabilir. Buna karşılık herkese açık bir toplantıda mikrofonla yapılan ve orada bulunanların tamamına yöneltilen açıklamalar bakımından aynı değerlendirme yapılmaz.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi de aleni olmayan konuşmayı belirlerken fiziksel mekândan ziyade konuşmanın sınırlı çevrede kalmasına ilişkin iradeyi ve başkaları tarafından özel bir çaba gösterilmeksizin duyulup duyulamayacağını dikkate almaktadır. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 28.04.2014 tarihli, E. 2013/26087, K. 2014/10205 sayılı kararı bu ayrımı açık biçimde ortaya koymaktadır.
TCK 133/1 Kapsamında Üçüncü Kişinin Konuşmayı Dinlemesi veya Kaydetmesi
TCK m.133/1 bakımından temel senaryo, aleni olmayan bir konuşmanın konuşmanın tarafı olmayan kişi tarafından teknik araç kullanılarak dinlenmesi veya kaydedilmesidir.
Örneğin bir odada iki kişinin konuşmasını gizli mikrofon yerleştirerek dinleyen üçüncü kişi, başka bir odadan ses yükseltici düzenek yardımıyla konuşmayı takip eden kişi veya konuşma ortamına ses kayıt cihazı bırakan kişi bu fıkra kapsamında değerlendirilebilir.
Dinleme fiili açısından kanunun özellikle “bir aletle dinleme” unsuruna yer vermesi önemlidir. Bu nedenle kişinin yalnızca kulağıyla, herhangi bir teknik araç kullanmaksızın tesadüfen veya gizlice bir konuşmayı duyması TCK m.133/1’de düzenlenen dinleme hareketiyle aynı değildir. Ceza hukukunda kıyas ve suç tanımını genişletici yorum yapılamayacağından, kanunda aranan teknik araç unsurunun göz ardı edilmesi mümkün değildir.
Buna karşılık kaydetme bakımından cep telefonunun ses kayıt özelliği, dijital ses kayıt cihazı, gizli mikrofon veya sesin tekrar dinlenebilmesine imkân sağlayan benzeri araçlar kullanılabilir. Teknolojinin adı değil, konuşmanın akustik olarak kaydedilip sonradan tekrar elde edilebilir hâle getirilmesi önem taşır.
Rızanın Kapsamı
Birinci fıkra bakımından kanun, “taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın” ifadesini kullanmaktadır. Bu nedenle üçüncü kişinin konuşmayı kaydetmesine yalnızca konuşanlardan birinin izin vermiş olması, diğer konuşanın rızası bulunmuyorsa tek başına yeterli değildir.
Örneğin iki kişi arasında yapılan özel görüşmede taraflardan biri üçüncü kişiye gizlice mikrofon yerleştirmesi için izin vermiş, diğer konuşan bundan haberdar değilse TCK m.133/1 bakımından rıza unsurunun ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Rızanın kaydın gerçekleştirildiği sırada bulunması gerekir. Ayrıca kişinin yalnızca konuşmaya katılmaya rıza göstermesi, konuşmanın kaydedilmesine de rıza gösterdiği anlamına gelmez. Kayıt ve daha sonra yapılacak paylaşım birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
TCK 133/2 Kapsamında Konuşmaya Katılan Kişinin Kayıt Yapması
TCK m.133/2, birinci fıkradan farklı olarak konuşmanın dışındaki üçüncü kişiyi değil, söyleşiye katılan kişiyi fail olarak düzenlemektedir.
Ancak burada kanun “konuşma” yerine özellikle “söyleşi” kavramını kullanmıştır. Yargıtay uygulamasında bu kavram, en az üç kişinin katıldığı yüz yüze sözlü iletişim üzerinden değerlendirilmektedir. Dolayısıyla üç veya daha fazla kişinin bulunduğu aleni olmayan bir toplantıda katılımcılardan birinin diğer konuşanların rızası olmaksızın toplantıyı ses kaydına alması TCK m.133/2 kapsamına girebilir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 10.02.2014 tarihli, E. 2013/10089, K. 2014/2979 sayılı kararında, en az üç kişinin gerçekleştirdiği yüz yüze aleni olmayan düşünce aktarımı “söyleşi” olarak kabul edilmiş; iki kişi arasında gerçekleşen konuşma ile bu durum açık biçimde ayrılmıştır.
Bu ayrım TCK m.133 bakımından en fazla gözden kaçırılan konulardan biridir.
İki Kişi Arasındaki Konuşmayı Taraflardan Birinin Kaydetmesi
İki kişi yüz yüze konuşurken taraflardan birinin diğerinin bilgisi olmaksızın konuşmayı kaydetmesi, sırf bu nedenle TCK m.133/1 kapsamında değerlendirilemez. Çünkü birinci fıkra konuşmanın dışındaki kişinin dinleme veya kayıt eylemini; ikinci fıkra ise en az üç kişilik söyleşinin katılımcısı tarafından kaydedilmesini esas almaktadır.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin E. 2013/10089, K. 2014/2979 sayılı kararında da iki kişi arasında geçen yüz yüze görüşmenin taraflardan biri tarafından kaydedilmesinin TCK m.133/1 kapsamında suç olarak tanımlanmadığı, şartları varsa fiilin TCK m.134 kapsamında özel hayatın gizliliğini ihlal yönünden incelenebileceği kabul edilmiştir.
Dolayısıyla iki kişinin yaptığı konuşmanın taraflarından birinin gizli kayıt yapması için kesinlikle suç değildir sonucu da çıkarılmamalıdır. Bu kez konuşmanın içeriğinin diğer kişinin özel yaşam alanına girip girmediği, kaydın hangi amaçla yapıldığı ve nasıl kullanıldığı TCK m.134 başta olmak üzere diğer hükümler açısından değerlendirilir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 24.03.2021 tarihli, E. 2019/9011, K. 2021/3093 sayılı kararında eşler arasındaki iki kişilik konuşmanın taraflardan biri tarafından kaydedilmesi nedeniyle TCK m.133/1’in unsurlarının oluşmadığı kabul edilmiştir. Somut olayda kayıtların boşanma davasında aile içi geçimsizliğin kaynağını ispat amacıyla kullanılması ve üçüncü kişilerle yaygın biçimde paylaşılmaması da TCK m.134 yönünden yapılan değerlendirmede dikkate alınmıştır. Bu karar, her gizli kaydın hukuka uygun olduğu anlamına gelmeyip somut olayın özelliklerine dayanan bir değerlendirmedir.
Boşanma davalarında ses kaydı, mesaj, sosyal medya içeriği ve diğer delillerin değerlendirilmesi bakımından Çekişmeli Boşanma Davası yazımızı inceleyebilirsiniz.
Telefon Görüşmesi ile Yüz Yüze Konuşma Arasındaki Ayrım
TCK m.132 “haberleşmenin gizliliğini”, TCK m.133 ise kişiler arasında doğrudan gerçekleştirilen aleni olmayan konuşma ve söyleşileri korumaktadır. Bu nedenle telefon, mesajlaşma uygulaması veya başka bir iletişim aracı üzerinden gerçekleştirilen haberleşmeler ile aynı fiziksel ortamda yapılan yüz yüze konuşmaların hukuki niteliği aynı değildir.
Üçüncü kişinin telefon görüşmesine müdahale ederek haberleşmenin içeriğini öğrenmesi veya kaydetmesi TCK m.132 bakımından değerlendirilebilir. Buna karşılık aynı odada gerçekleştirilen aleni olmayan yüz yüze iletişimin üçüncü kişi tarafından teknik araçla dinlenmesi veya kaydedilmesi TCK m.133’ün tipik uygulama alanıdır.
Telefon görüşmesinin taraflarından birinin kendi görüşmesini kaydetmesi ise farklı değerlendirilmelidir. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 24.03.2025 tarihli, E. 2022/6489, K. 2025/3126 sayılı kararında, kişinin tarafı olduğu haberleşme içeriğini kaydetmesinin TCK m.132 ve m.133 kapsamında suç olarak düzenlenmediği kabul edilmiştir. Bununla birlikte kaydın içeriğinin özel hayat alanına ilişkin olması hâlinde TCK m.134 yönünden ayrıca değerlendirme yapılabilir. Kaydın daha sonra açıklanması veya yayımlanması ise kaydın alınmasından ayrı bir fiildir ve ifşanın niteliğine göre TCK m.132’nin ifşaya ilişkin hükümleri, TCK m.134 veya somut olaya uygulanabilecek diğer suç tipleri ayrıca incelenmelidir.
TCK 133/3 Kapsamında Ses Kaydının Hukuka Aykırı Olarak İfşa Edilmesi
Ses kaydını elde etmek ile kayıt yoluyla elde edilen veriyi üçüncü kişilerin bilgisine sunmak birbirinden farklı fiillerdir. TCK m.133/3, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verilerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesini ayrıca suç olarak düzenlemektedir.
Ancak üçüncü fıkranın uygulanmasında TCK m.133/1’deki “konuşma” ile m.133/2’deki “söyleşi” ayrımının gözden kaçırılmaması gerekir. Kanun koyucu ikinci fıkrada kişinin katıldığı aleni olmayan “söyleşi”nin kaydedilmesini açıkça düzenlerken, üçüncü fıkrada yalnızca kişiler arasındaki aleni olmayan “konuşmaların” kaydedilmesi suretiyle elde edilen verilerin ifşasından söz etmiştir.
Bu ayrım Yargıtay’ın güncel uygulamasına da yansımıştır. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 02.12.2025 tarihli, E. 2024/2640, K. 2025/8493 sayılı kararında, TCK m.133/2 anlamındaki söyleşinin ifşasının Kanunda ayrıca suç olarak düzenlenmediği kabul edilmiştir. Bu nedenle özellikle kişinin katıldığı ve en az üç kişi arasında gerçekleşen aleni olmayan bir söyleşiyi kaydettikten sonra bu kaydı ifşa etmesi hâlinde, sırf bu olgudan hareketle TCK m.133/3’ün uygulanacağı sonucuna varılmamalıdır. Kaydın özel hayata ilişkin içerik taşıması hâlinde TCK m.134/2 başta olmak üzere somut olaya uygulanabilecek diğer suç tipleri ayrıca değerlendirilmelidir.
TCK m.133/3 kapsamına giren bir kayıt bakımından ifşa, yalnızca kaydın internette veya sosyal medyada herkese açık şekilde yayımlanması anlamına gelmez. Kaydın içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişinin bilgisine sunacak şekilde gönderilmesi, dinletilmesi veya erişime açılması da somut olayın özelliklerine göre ifşa niteliği taşıyabilir. Kanun ayrıca bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması hâlinde de aynı cezanın uygulanacağını açıkça düzenlemektedir.
Kayıt fiilinin hukuka uygun olması ile kaydın daha sonra açıklanmasının hukuka uygun olması da birbirinden ayrılmalıdır. Örneğin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçun kaybolabilecek delilini Yargıtay içtihadında kabul edilen şartlar altında kaydeden kişinin bu kaydı Cumhuriyet savcılığına sunması ile aynı kaydı ilgisiz üçüncü kişilere veya kamuoyuna açıklaması aynı hukuki sonucu doğurmaz.
Benzer şekilde kayıt alınmasına verilen rıza, kaydın istenilen kişilere açıklanması veya kamuya yayımlanması konusunda da rıza bulunduğu anlamına gelmez. Bununla birlikte hangi ifşa hükmünün uygulanacağı belirlenirken kaydın bir haberleşmeye, iki veya daha fazla kişi arasındaki konuşmaya, TCK m.133/2 anlamındaki söyleşiye veya kişinin özel hayatına ilişkin olup olmadığı öncelikle belirlenmelidir.
Gizli Ses Kaydının Delil Elde Etmek Amacıyla Yapılması
TCK m.133 bakımından en önemli uygulama sorunlarından biri, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçu ispatlamak amacıyla gizli kayıt yapmasıdır.
Buradaki temel hata, “delil için kayıt yapmak serbesttir” şeklinde bir kural bulunduğunun düşünülmesidir. Hukukumuzda böyle genel bir izin bulunmamaktadır. Yargıtay içtihadı son derece sınırlı şartlar altında, başka türlü elde edilmesi mümkün olmayan ve kaybolma tehlikesi bulunan delilin korunması amacıyla yapılan kayıtları hukuka uygun kabul etmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.05.2013 Tarihli Kararı
Bu konuda temel içtihatlardan biri Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.05.2013 tarihli, E. 2012/5-1270, K. 2013/248 sayılı kararıdır.
Ceza Genel Kurulu, kişiye karşı işlenmekte olan bir suç bakımından kaydın hukuka uygun kabul edilebilmesi için özellikle iki unsur üzerinde durmuştur: delilin tekrar elde edilme imkânının bulunmaması ve olayın, kişinin yetkili makamlara başvurma imkânı bulamayacağı şekilde ani gelişmesi. Böyle bir durumda amaç, kaybolması muhtemel delili koruyarak yetkili mercilere sunmaktır.
Bu karar özellikle hakaret, tehdit, şantaj, rüşvet talebi veya benzeri şekilde aniden gerçekleşen ve söz sona erdiğinde delili ortadan kalkabilecek olaylar bakımından önem taşır.
Ancak karar bir gizli kayıt serbestisi yaratmamaktadır. Hukuka uygunluk değerlendirmesi olay bazında yapılır.
Ani Gelişen Olay ile Önceden Planlanan Kayıt Arasındaki Fark
Kişinin görüşmeye giderken önceden kayıt düzeneği hazırlaması her durumda kaydı hukuka aykırı hâle getirmez; fakat planlama, konuşmayı özellikle delil üretmek üzere yönlendirme ve karşı tarafı belirli sözleri söylemeye sevk etme olguları hukuka uygunluk değerlendirmesini kökten değiştirebilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.12.2020 tarihli, E. 2018/39, K. 2020/485 sayılı kararında, daha önce gerçekleştiği iddia edilen olayı delillendirmek amacıyla sonradan görüşme ayarlanması ve karşı tarafın konuşmanın yönlendirilmesi suretiyle yeniden belirli sözler söylemesinin sağlanması sonucunda oluşturulan kayıt hukuka uygun delil kabul edilmemiştir.
Dolayısıyla Yargıtay uygulamasında kritik ayrım, mevcut ve ani gelişen bir olayın kaybolabilecek delilini korumak ile sonradan bir konuşma kurgulayarak delil üretmek arasındadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.11.2014 tarihli, E. 2013/4-1183, K. 2014/960 sayılı kararında da delilin hukuka aykırı biçimde elde edilmesi ile delilin özellikle bir kurgu veya yönlendirme sonucunda yaratılması birbirinden ayrılmış; yönlendirilerek oluşturulan ses kayıtlarına dayanılamayacağı kabul edilmiştir.
Hakaret, Tehdit ve Şantaj Sırasında Ses Kaydı
Uygulamada en sık karşılaşılan örnek, yüz yüze veya telefon görüşmesi sırasında kişinin hakaret, tehdit ya da şantaja maruz kalmasıdır.
Örneğin görüşme sırasında karşı taraf aniden tehdit etmeye başlamış ve olayın o anda başka biçimde ispatlanması mümkün görünmüyorsa, kişinin kaybolacak delili güvence altına almak amacıyla konuşmayı kaydetmesi Yargıtay’ın kabul ettiği istisnai hukuka uygunluk alanı içerisinde değerlendirilebilir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 28.04.2014 tarihli, E. 2013/26087, K. 2014/10205 sayılı kararında, işyerinde yapılan üç kişilik performans toplantısında kendisine yönelik hakaret içerikli ifadeleri başka şekilde ispatlama imkânı bulunmadığını ileri süren kişinin cep telefonuyla yaptığı kayıt somut olayın koşullarında hukuka aykırı kabul edilmemiştir.
Buna karşılık bir gün önce edilen hakareti ispatlamak için ertesi gün karşı tarafla özellikle görüşme ayarlayıp aynı sözleri tekrar söylemesini sağlamaya çalışmak farklıdır. Burada artık ani gelişen ve kaybolmak üzere olan mevcut bir delilin korunmasından değil, yeni bir delilin meydana getirilmesinden söz edilebilir.
Bu nedenle “hakaret edildi, kayda aldım” cümlesi tek başına hukuka uygunluk için yeterli değildir. Kaydın ne zaman başlatıldığı, olayın nasıl geliştiği, görüşmenin kimin tarafından ayarlandığı, konuşmanın yönlendirilip yönlendirilmediği ve başka delil elde etme imkânı bulunup bulunmadığı birlikte incelenmelidir.
Ses Kaydının Savcılığa veya Mahkemeye Sunulması
Kaydın yetkili makama delil olarak verilmesi ile üçüncü kişilere yayılması arasında ayrım yapılmalıdır.
Kişinin hakkını aramak amacıyla elindeki kaydı Cumhuriyet savcılığına, mahkemeye veya somut olayın niteliğine göre yetkili idari makama sunması, kaydı sosyal çevreye veya kamuoyuna yaymasıyla aynı hukuki nitelikte değildir. Bununla birlikte, kaydın yalnızca dava dosyasına sunulmuş olması kaydın elde edilme biçimini kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez.
Önce kaydın hangi şartlarda elde edildiği değerlendirilir. Daha sonra kaydın sunulduğu merci ve kullanım amacı incelenir. Hukuka aykırı biçimde planlanarak elde edilmiş bir kaydın mahkemeye verilmesi, kayıt fiilinin geçmişe dönük olarak hukuka uygun hâle gelmesini sağlamaz.
Buna karşılık Yargıtay’ın bazı kararlarında, kaydın yalnızca iddia veya savunmanın ispatı amacıyla yetkili mercilere sunulması ve başkalarıyla paylaşılmaması hukuka aykırılık değerlendirmesinde fail lehine dikkate alınmıştır. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin E. 2019/9011, K. 2021/3093 sayılı kararı bunun örneklerinden biridir.
Hukuka Aykırı Ses Kaydının Ceza Davasında Delil Niteliği
Ceza Muhakemesi Kanunu m.217/2 uyarınca yüklenen suç ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispatlanabilir. Ceza yargılamasında maddi gerçeğin araştırılması amaçlanmakla birlikte, bu amaç hukuka aykırı yöntemlerle delil elde edilmesini meşrulaştırmaz.
Bu nedenle ses kaydı iki ayrı aşamada değerlendirilmelidir:
Birincisi, kaydın alınmasının TCK m.132, m.133, m.134 veya başka bir düzenleme kapsamında hukuka aykırı olup olmadığıdır.
İkincisi ise bu kaydın yargılamada delil olarak kullanılıp kullanılamayacağıdır.
Bu iki mesele birbirine yakın olmakla birlikte tamamen aynı değildir. Özellikle Yargıtay’ın ani gelişen olaylarda kaybolabilecek delilin korunmasına ilişkin içtihadı, hem kaydı yapan kişinin cezai sorumluluğunun hem de kaydın delil değerinin belirlenmesinde önem taşımaktadır.
CMK’nın hukuka uygun delile ilişkin sistemi gereğince mahkeme yalnızca ses kaydının içeriğine bakmamalı; kaydın nasıl elde edildiğini de incelemelidir.
Ses Kaydının Gerçekliğinin ve Bütünlüğünün İspatı
Bir ses dosyasının mahkemeye sunulması, kaydın içeriğinin tartışmasız biçimde doğru kabul edileceği anlamına gelmez.
Şüpheli veya sanık kaydın kesildiğini, montajlandığını, sesin kendisine ait olmadığını, konuşmanın bağlamından koparıldığını veya dosyanın sonradan değiştirildiğini ileri sürebilir. Böyle bir durumda kayıt üzerinde bilirkişi veya adli bilişim incelemesi yapılması gerekebilir.
Bu nedenle delil olarak kullanılacak kaydın mümkünse orijinal dosyası ve kayıt yapılan cihaz korunmalıdır. Dosyanın yalnızca mesajlaşma uygulaması üzerinden sıkıştırılmış kopyasının, ekran kaydının veya yeniden kaydedilmiş versiyonunun bulunması teknik incelemeyi zorlaştırabilir.
Günümüzde yapay olarak ses üretme ve ses taklit etme teknolojilerinin gelişmiş olması da kayıtların kaynağı, metadata bilgileri, kesinti noktaları ve bütünlüğüne ilişkin teknik incelemeyi daha önemli hâle getirmiştir. Hukuki değerlendirme yalnızca kayıtta sözün duyulması düzeyinde bırakılmamalıdır.
TCK 132, TCK 133 ve TCK 134 Arasındaki Ayrım
Gizli ses kaydı dosyalarında en önemli meselelerden biri doğru suç tipinin belirlenmesidir. TCK m.132, m.133 ve m.134 birbirine yakın koruma alanlarına sahip olsa da aynı fiili düzenlemez.
Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Suçu
TCK m.132 kişilerin haberleşmesinin gizliliğini korur. Telefon, elektronik iletişim ve benzeri haberleşme araçları üzerinden gerçekleştirilen iletişime üçüncü kişinin müdahalesi bu suç kapsamında gündeme gelebilir.
Bu nedenle üçüncü kişinin başkalarının telefon görüşmesini dinlemesi ile aynı odadaki yüz yüze konuşmayı gizli mikrofonla dinlemesi aynı suç tipine yerleştirilmez.
Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması
TCK m.133 esas olarak yüz yüze gerçekleşen aleni olmayan konuşma ve söyleşilere ilişkindir. Birinci fıkra konuşmanın dışındaki kişiyi, ikinci fıkra ise en az üç kişilik söyleşiye katılıp diğer konuşanların rızası olmadan kayıt yapan kişiyi hedef almaktadır.
Özel Hayatın Gizliliğini İhlal
TCK m.134 ise kişinin özel yaşam alanına yönelik müdahaleleri koruma altına alır. TCK m.133’ün tipik unsurlarını taşımayan bir ses kaydı, içeriğin özel hayat alanına girmesi hâlinde TCK m.134 bakımından suç oluşturabilir.
Özellikle iki kişi arasındaki konuşmayı taraflardan birinin kaydetmesinde bu ayrım önemlidir. TCK m.133/2’nin söyleşi unsuru bulunmasa bile kaydedilen konuşmanın mahrem aile ilişkileri, cinsel hayat, sağlık durumu veya kişinin özel yaşamına ilişkin başka bilgiler içermesi TCK m.134 değerlendirmesini gündeme getirebilir.
Bu suçlar arasında yapılacak nitelendirme mekanik değildir. Fiilin gerçekleştiriliş biçimi, failin konuşmadaki konumu, iletişim aracı, konuşmanın içeriği ve kaydın kullanılış biçimi birlikte incelenmelidir.
İş Toplantılarının ve Kurumsal Görüşmelerin Kaydedilmesi
İşyerinde veya ticari ilişkiler kapsamında gerçekleşen görüşmeler de TCK m.133’ün dışında değildir.
Yönetim kurulu niteliği taşımayan iç toplantılar, performans görüşmeleri, işveren ile çalışan arasındaki özel görüşmeler, şirket ortaklarının kapalı toplantıları veya müzakere görüşmeleri, katılımcı çevresinin sınırlı olması hâlinde aleni olmayan söyleşi niteliğinde olabilir.
Üç veya daha fazla kişinin katıldığı böyle bir toplantıyı katılımcılardan birinin diğerlerinin bilgisi ve rızası olmaksızın kaydetmesi TCK m.133/2 bakımından risk taşır. Toplantının işyerinde yapılması veya konuşmaların mesleki konularla ilgili olması tek başına ceza hukuku korumasını ortadan kaldırmaz.
Buna karşılık katılımcılara toplantının kaydedileceği açıkça bildirilmiş ve buna ilişkin hukuken geçerli rıza veya başka bir hukuka uygunluk sebebi mevcutsa değerlendirme değişir.
Güvenlik Kameralarının Ses Kaydetmesi
Görüntülü güvenlik sistemi ile ortam sesinin kaydedilmesi de ayrıca dikkat gerektirir.
Kamera ile yalnızca genel güvenlik alanının görüntülenmesi ile çalışanların veya müşterilerin aleni olmayan konuşmalarının sürekli biçimde sesli olarak kaydedilmesi aynı müdahale değildir. Sistem insanların belirli bir çevrede kalacağını düşündükleri sözlü iletişimlerini de kaydediyorsa TCK m.133, özel hayat ve kişisel veri düzenlemeleri bakımından ayrı değerlendirme yapılması gerekir.
Bu nedenle kameranın zaten görünür durumda olduğu gerekçesi, sistemin ses de kaydettiğinin herkes tarafından bilindiğini ve buna hukuken geçerli şekilde rıza gösterildiğini kendiliğinden ortaya koymaz.
Ses Kaydının Sosyal Medyada Paylaşılması
Ses kaydının Instagram, X, Facebook, TikTok, YouTube veya başka bir platform üzerinden yayımlanması, kaydın yalnızca elde edilmesi veya delil amacıyla yetkili makama sunulmasından ayrı bir hukuki değerlendirmeyi gerektirir.
TCK m.133/3 kapsamındaki kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesiyle elde edilen verilerin hukuka aykırı olarak sosyal medyada yayımlanması, üçüncü fıkradaki ifşa suçunu oluşturabilir. TCK m.133/3, bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması hâlinde de aynı cezanın uygulanacağını açıkça düzenlemektedir.
Buna karşılık kişinin katıldığı ve TCK m.133/2 anlamında en az üç kişinin gerçekleştirdiği aleni olmayan bir söyleşinin kaydedilmesiyle elde edilen verilerin sonradan açıklanması bakımından aynı sonuca doğrudan ulaşılamaz. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 02.12.2025 tarihli, E. 2024/2640, K. 2025/8493 sayılı kararında söyleşinin ifşasının TCK m.133/3 kapsamında ayrıca suç olarak düzenlenmediği kabul edilmiştir. Ancak paylaşımın kişinin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri içermesi hâlinde TCK m.134/2; haberleşme içeriğine ilişkin olması hâlinde ise TCK m.132’nin ilgili hükümleri gündeme gelebilir. İçeriğe göre başka suç tiplerinin oluşması da mümkündür.
Bu nedenle bir ses kaydının başka bir uyuşmazlıkta hukuka uygun delil niteliği taşıması, kaydın sosyal medyada paylaşılması konusunda genel bir hukuka uygunluk sebebi oluşturmaz. Kayıt ile ifşa birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
Kamu Görevlisi veya Mesleğin Sağladığı Kolaylıktan Yararlanılması
TCK m.137’de, özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı ilgili suçların kamu görevlisi tarafından görevin verdiği yetkinin kötüye kullanılması veya belirli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanılması suretiyle işlenmesi nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Bu durumda verilecek ceza yarı oranında artırılır.
Dolayısıyla sırf failin kamu görevlisi veya belirli bir meslek mensubu olması cezanın artırılması için yeterli değildir. Fiil ile kamu görevinin sağladığı yetki veya mesleğin sağladığı özel kolaylık arasında bağlantı bulunmalıdır.
Örneğin görevi nedeniyle erişebildiği teknik sisteme dayanarak kişilerin konuşmasını kaydeden kamu görevlisinin durumu ile tamamen özel hayatında herhangi bir görev yetkisi kullanmadan hareket eden kamu görevlisinin durumu aynı değildir.
Tüzel Kişiler Bakımından Güvenlik Tedbirleri
TCK m.140 uyarınca bu bölümde düzenlenen suçların işlenmesi dolayısıyla şartları oluştuğunda tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.
Ceza sorumluluğu gerçek kişilere ait olmakla birlikte, suçun bir şirket veya başka bir özel hukuk tüzel kişisinin faaliyeti çerçevesinde ve yararına işlenmesi hâlinde tüzel kişi bakımından kanunda öngörülen sonuçların ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
TCK 133 Suçunda Kast
TCK m.133 kasten işlenebilen bir suçtur.
Failin konuşmanın aleni olmadığını, diğer kişilerin rızasının bulunmadığını ve teknik araçla dinleme veya kayıt gerçekleştirdiğini bilerek hareket etmesi gerekir. Taksirli davranışlar bakımından TCK m.133’te ayrıca cezalandırma öngörülmemiştir.
Örneğin telefonun ses kayıt özelliğinin yanlışlıkla açılması veya cihazın kişinin bilgisi dışında kayıt yapması ile bilerek gizli kayıt başlatılması aynı değildir. Buna karşılık kaydın başladığını fark ettiği hâlde bilerek devam ettiren kişinin durumu somut olayın özelliklerine göre ayrıca incelenir.
İfşa bakımından da hukuka aykırı paylaşımın bilerek gerçekleştirilmesi önem taşır.
TCK 133 Suçunun Cezası
TCK m.133’te fiilin biçimine göre farklı yaptırımlar öngörülmüştür.
Aleni olmayan konuşmanın konuşmanın tarafı olmayan kişi tarafından teknik araçla dinlenmesi veya ses alma cihazıyla kaydedilmesi hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası söz konusudur.
Katıldığı aleni olmayan söyleşiyi diğer konuşanların rızası olmadan kaydeden kişi hakkında altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmüştür.
Aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verilerin hukuka aykırı ifşa edilmesi hâlinde ise iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dört bin güne kadar adli para cezası öngörülmektedir. Burada hapis ve adli para cezası birlikte düzenlenmiştir.
TCK m.137’deki nitelikli hâller bulunuyorsa ceza yarı oranında artırılabilir.
Somut dosyada hükmün açıklanmasının geri bırakılması, erteleme veya diğer kişiselleştirme kurumlarının uygulanıp uygulanamayacağı ise hükmolunacak sonuç ceza ve ilgili kurumun kanuni şartlarına göre ayrıca değerlendirilir. Bu konuda daha kapsamlı bilgi için Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) yazımızı inceleyebilirsiniz.
TCK 133 Suçunda Şikâyet Süresi
TCK m.139 uyarınca kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır.
TCK m.73 gereğince şikâyet hakkının kural olarak fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı ay içinde kullanılması gerekir. Bu süre dava zamanaşımından farklı ve bağımsızdır. Bu nedenle suçun dava zamanaşımı henüz dolmamış olsa bile altı aylık şikâyet süresinin kaçırılması soruşturma bakımından belirleyici olabilir.
Örneğin kişinin bir yıl önce yapılmış gizli kaydı yeni öğrenmesi hâlinde yalnızca kaydın yapıldığı tarih esas alınmaz. Şikâyet süresinin başlangıcı bakımından kişinin hem fiili hem de faili ne zaman öğrendiği somut olarak belirlenmelidir.
Birden fazla konuşmacının mağdur olduğu olaylarda her bir mağdurun şikâyet hakkı ayrıca değerlendirilir.
Şikâyet süresinin başlangıcı, şikâyetten vazgeçme ve şikâyete bağlı suçların ceza soruşturmasına etkisi bakımından daha ayrıntılı bilgi için Şikâyete Bağlı Suçlarda Şikâyet Hakkı ve Ceza Soruşturmasına Etkisi yazımızı inceleyebilirsiniz.
TCK 133 Suçunda Uzlaştırma
TCK m.133 şikâyete bağlı bir suç olduğundan, CMK m.253 kapsamında kural olarak uzlaştırma hükümlerine tabidir. CMK, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçları uzlaştırma kapsamına almakta; kanunda ayrıca istisna tutulan suçlar bakımından farklı düzenleme öngörmektedir.
Ancak TCK m.133 suçunun uzlaştırma kapsamında bulunması, her dosyada uzlaştırma hükümlerinin mutlaka uygulanacağı anlamına gelmez. CMK m.253/3 uyarınca uzlaştırma kapsamındaki bir suçun, bu kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmesi hâlinde uzlaştırma hükümleri uygulanmaz. Bununla birlikte 24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanunla eklenen hüküm gereğince, birlikte işlenen diğer suçun önödeme kapsamında bulunması hâlinde uzlaştırma kapsamındaki suç yönünden uzlaştırma hükümlerinin uygulanmasına devam edilir.
Bu nedenle TCK m.133 kapsamında yeterli suç şüphesi bulunan bir soruşturmada, kamu davasının açılmasından önce uzlaştırma prosedürünün işletilmesi gerekir. Kovuşturma aşamasında suçun uzlaştırma kapsamında olduğu sonradan anlaşılırsa CMK m.254 hükümleri gündeme gelir.
Uzlaştırma yalnızca özür veya şikâyetten vazgeçme anlamına gelmez. Taraflar hukuka uygun bir edim üzerinde anlaşabilir ve uzlaşmanın gerçekleşmesi ceza muhakemesi bakımından kanunda düzenlenen sonuçları doğurur.
Uzlaştırma süreci, teklif usulü ve uzlaşmanın hukuki sonuçları hakkında daha ayrıntılı bilgi için Uzlaştırma Kurumu ve Ceza Muhakemesindeki Yeri yazımızı inceleyebilirsiniz.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
TCK m.133 kapsamında açılan kamu davalarında, özel bir görev kuralı bulunmadığından görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. 5235 sayılı Kanun m.11 uyarınca sulh ceza hâkimliği, ağır ceza mahkemesi veya özel görevli mahkemelerin görev alanı dışında kalan ceza davaları asliye ceza mahkemesinde görülür. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin E. 2013/10089, K. 2014/2979 sayılı kararında da TCK m.133 yönünden görevli mahkemenin asliye ceza mahkemesi olduğu açıkça belirtilmiştir.
Yetki bakımından CMK m.12’deki genel kural uygulanır ve kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesi yetkilidir. Kayıt ve ifşa eylemlerinin farklı yerlerde veya elektronik ortamda gerçekleştirilmesi hâlinde yetki ayrıca somut fiile göre değerlendirilmelidir.
TCK 133 Soruşturmasında Deliller
Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunda yalnızca ses dosyasının bulunması yeterli olmayabilir. Özellikle şu hususların soruşturma kapsamında belirlenmesi önemlidir:
Kaydın hangi cihazla ve kim tarafından oluşturulduğu, konuşmanın gerçekleştiği yer, konuşmaya kimlerin katıldığı, kaydı yapan kişinin konuşmanın tarafı olup olmadığı, kayıt sırasında tarafların rızasının bulunup bulunmadığı, dosyanın orijinal olup olmadığı, kayıt üzerinde kesme veya montaj yapılıp yapılmadığı ve kaydın kimlere gönderildiği araştırılmalıdır.
İfşa iddiası varsa mesaj kayıtları, elektronik yazışmalar, sosyal medya paylaşım bilgileri ve cihaz incelemeleri de önem taşıyabilir.
Mağdur açısından mümkünse kayıt veya paylaşımın orijinal hâlinin korunması, ekran görüntülerinin yanında bağlantı ve tarih bilgilerinin saklanması ve içeriğin gereksiz biçimde yeniden paylaşılmaması önemlidir.
Şüpheli açısından ise sesin aidiyeti, kaydın bütünlüğü, konuşmanın bağlamı, rıza, konuşmaya katılan kişi sayısı, aleniyet ve hukuka uygunluk sebebi ayrı savunma başlıkları oluşturabilir.
Gizli Kayıt Nedeniyle Manevi Tazminat
TCK m.133 kapsamında ceza sorumluluğunun doğması, hukuka aykırı kayıt veya ifşanın tek sonucu değildir.
Türk Medeni Kanunu m.24 ve m.25 kişilik haklarına hukuka aykırı saldırıya karşı koruma sağlamakta; Türk Borçlar Kanunu m.58 ise kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören kişinin şartları varsa manevi tazminat talep edebilmesine imkân tanımaktadır. Bu nedenle gizli kayıt veya kaydın yayılması nedeniyle ceza soruşturmasının yanında saldırının durdurulması, hukuka aykırılığın tespiti veya manevi tazminat gibi özel hukuk talepleri de gündeme gelebilir.
Ceza mahkemesinin değerlendirmesi ile hukuk mahkemesinin kişilik hakkı ve tazminat yönünden yapacağı inceleme aynı değildir. Her talebin kendi hukuki şartları ayrıca değerlendirilir.
Uygulamada En Kritik Ayrımlar
TCK m.133 dosyalarında doğru sonuca ulaşabilmek için “gizli ses kaydı var mı” sorusundan önce fiilin yapısının belirlenmesi gerekir.
Üçüncü kişinin iki veya daha fazla kişinin yüz yüze konuşmasını teknik araçla dinlemesi veya kaydetmesi m.133/1; en az üç kişilik aleni olmayan söyleşinin katılımcılardan biri tarafından diğerlerinin rızası olmadan kaydedilmesi m.133/2 kapsamında değerlendirilebilir.
İki kişi arasındaki yüz yüze konuşmayı taraflardan birinin kaydetmesi ise doğrudan m.133/1 veya m.133/2 kapsamında kabul edilmemeli; şartları varsa özellikle TCK m.134 yönünden incelenmelidir.
İfşa aşamasında da kaydın hangi iletişim türünden elde edildiği ayrıca belirlenmelidir. TCK m.133/3, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verilerin hukuka aykırı ifşasını düzenlemektedir. Buna karşılık Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 02.12.2025 tarihli, E. 2024/2640, K. 2025/8493 sayılı kararında TCK m.133/2 anlamındaki söyleşinin ifşasının Kanunda ayrıca suç olarak düzenlenmediği kabul edilmiştir. Bu nedenle kaydın sonradan açıklanması hâlinde doğrudan m.133/3’e başvurmak yerine, kaydın konuşma, söyleşi, haberleşme veya özel hayat kapsamındaki niteliği belirlenerek uygulanacak suç tipi tespit edilmelidir.
Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan suça ilişkin ani gelişen durumda, başka türlü elde edilemeyecek ve kaybolma ihtimali bulunan delili yetkili makamlara sunmak amacıyla kayıt altına alması Yargıtay uygulamasında istisnai olarak hukuka uygun kabul edilebilir. Buna karşılık daha önce gerçekleşmiş olayı ispatlamak amacıyla yeni bir görüşme planlamak, karşı tarafı yönlendirmek ve özellikle delil üretmek üzere kayıt oluşturmak aynı korumadan yararlanmaz. Buradan da anlaşılacağı üzere “gizli kayıt suçtur” veya “delil içinse suç değildir” şeklindeki çıkarımların ikisi de eksik ve hatalıdır.
Sonuç
TCK m.133 kapsamında kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçu, uygulamada “izinsiz ses kaydı” şeklinde tek cümleyle açıklanabilecek bir suç değildir. Failin konuşmaya katılıp katılmadığı, konuşmanın iki kişi arasında mı yoksa en az üç kişilik bir söyleşi şeklinde mi gerçekleştiği, konuşmanın aleni olup olmadığı, teknik araç kullanılıp kullanılmadığı, kaydın içeriği ve kayıt sonrası kullanım biçimi suç vasfını doğrudan etkiler.
Özellikle iki kişi arasındaki konuşmanın taraflardan biri tarafından kaydedilmesi ile üçüncü kişinin konuşmayı gizlice kaydetmesi birbirinden ayrılmalıdır. İlk durumda TCK m.133 doğrudan uygulanmayabilir ve şartları varsa TCK m.134 gündeme gelebilirken, konuşmanın dışındaki kişinin teknik araçla gerçekleştirdiği kayıt m.133/1’in tipik uygulama alanını oluşturur. Üç veya daha fazla kişinin aleni olmayan söyleşisini katılımcılardan birinin rızasız kaydetmesi ise m.133/2 kapsamında ayrıca düzenlenmiştir.
Gizli ses kayıtlarında ikinci önemli mesele hukuka uygunluk sebebidir. Yargıtay’ın kabul ettiği istisna, kişinin istediği zaman delil toplamak amacıyla gizli kayıt yapabilmesi değildir. İstisna; kişiye karşı işlenmekte olan, ani gelişen, yetkili makama başvurmaya imkân bırakmayan ve delili daha sonra yeniden elde edilemeyecek bir olayın kanıtının kaybolmasını engellemeye yöneliktir. Sonradan görüşme ayarlayarak, konuşmayı yönlendirerek veya karşı tarafı belirli sözleri söylemeye sevk ederek delil oluşturulması aynı şekilde değerlendirilmez.
Son olarak kaydın alınması ile daha sonra açıklanması birbirinden ayrı değerlendirilmelidir. Ancak her ses kaydının hukuka aykırı biçimde paylaşılması TCK m.133/3 kapsamında değildir. Üçüncü fıkranın uygulanabilmesi için ifşa edilen verinin Kanunda belirtilen kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilmiş olması gerekir. TCK m.133/2 anlamındaki söyleşinin ifşası bakımından Yargıtay’ın güncel yaklaşımı farklıdır. Bunun yanında haberleşme içeriklerinin veya özel hayata ilişkin seslerin açıklanması TCK m.132 ve m.134 kapsamında bağımsız ceza sorumluluğu doğurabilir. Bu nedenle kaydın hukuki niteliği ile ifşa biçimi ayrı ayrı belirlenmelidir.
Bu nedenle ses kaydının bulunduğu bir ceza dosyasında yalnızca kaydın içeriği değil; kaydın kim tarafından, hangi ortamda, kaç kişinin konuşması sırasında, hangi teknik yöntemle, hangi amaçla ve hangi şartlar altında elde edildiği ile daha sonra nasıl kullanıldığı birlikte incelenmelidir.
Sıkça Sorulan Sorular
Bir kişinin haberi olmadan sesini kaydetmek suç mudur?
Somut olayın özelliklerine göre suç oluşturabilir. Ancak her gizli kayıt doğrudan TCK m.133 kapsamında değildir. Kaydı yapan kişinin konuşmanın tarafı olup olmadığı, kişi sayısı, konuşmanın aleniyeti, içeriği ve kayıt amacı değerlendirilmelidir. Özellikle iki kişi arasındaki konuşmayı taraflardan birinin kaydetmesi ile konuşmanın dışındaki üçüncü kişinin kayıt yapması farklı hukuki sonuç doğurur.
İki kişi arasındaki konuşmayı taraflardan biri gizlice kaydedebilir mi?
İki kişi arasındaki yüz yüze konuşmayı taraflardan birinin kaydetmesi Yargıtay uygulamasında TCK m.133/1 veya m.133/2 kapsamında doğrudan değerlendirilmemektedir. Ancak konuşmanın özel hayat alanına ilişkin olması hâlinde TCK m.134 gündeme gelebilir. Ayrıca kaydın amacı ve sonradan nasıl kullanıldığı da önemlidir.
Hakareti veya tehdidi ispatlamak için ses kaydı alınabilir mi?
Yargıtay, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan suçun ani geliştiği, delilin daha sonra yeniden elde edilmesinin mümkün olmadığı ve yetkili makamlara başvurmanın o anda mümkün bulunmadığı istisnai durumlarda kaydı hukuka uygun kabul edebilmektedir. Ancak daha önce meydana gelen olayı ispatlamak için sonradan planlı görüşme yapıp karşı tarafı yönlendirerek kayıt oluşturmak aynı kapsamda değildir.
Gizli ses kaydı mahkemede delil olarak kullanılabilir mi?
Kaydın hukuka uygun elde edilmiş olması gerekir. CMK m.217/2 uyarınca yüklenen suç hukuka uygun biçimde elde edilmiş delillerle ispatlanabilir. Bu nedenle mahkeme kaydın yalnızca içeriğini değil, hangi yöntemle elde edildiğini de inceler.
Ses kaydını sosyal medyada paylaşmak suç mudur?
Ses kaydının hukuka aykırı biçimde sosyal medyada paylaşılması ceza sorumluluğu doğurabilir; ancak uygulanacak suç tipi kaydın niteliğine göre değişir. Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesiyle elde edilen verilerin hukuka aykırı ifşası TCK m.133/3 kapsamında değerlendirilebilir. Buna karşılık TCK m.133/2 anlamındaki söyleşinin ifşası bakımından Yargıtay güncel kararlarında m.133/3’ün uygulanamayacağını kabul etmektedir. Haberleşme içerikleri bakımından TCK m.132, özel hayata ilişkin sesler bakımından ise TCK m.134 ayrıca gündeme gelebilir.
TCK 133 suçu şikâyete bağlı mıdır?
TCK m.139 gereğince TCK m.133 kapsamındaki suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Şikâyet hakkı kural olarak fiil ve failin öğrenilmesinden itibaren altı ay içinde kullanılmalıdır. Suç aynı zamanda uzlaştırma kapsamındadır.
Kişiler arasındaki konuşmaların gizlice kaydedilmesi veya dinlenmesiyle ilgili uyuşmazlıklarda kayıt yönteminin, konuşmanın niteliğinin, kayıt yapan kişinin konumunun, şikâyet süresinin ve ses dosyasının kullanım biçiminin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Özellikle ses kaydının ceza soruşturmasında delil olarak kullanılacağı veya hukuka aykırı kayıt nedeniyle şikâyette bulunulacağı durumlarda yapılacak yanlış bir işlem, dosyanın hukuki niteliğini doğrudan etkileyebilir. TCK m.133 kapsamında kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, gizli ses kaydının delil niteliği, şikâyet ve ceza soruşturması süreçleri hakkında somut olayınıza ilişkin hukuki değerlendirme ve destek almak için iletişim sayfamız üzerinden tarafımıza ulaşabilirsiniz.

