Menfi Tespit Davası ve İcra Takibinin Durdurulması

Menfi tespit davası, bir borcun veya hukuki ilişkinin mevcut olmadığının mahkeme kararıyla belirlenmesini sağlayan davadır. Borçlu, kendisinden talep edilen borcun hiç doğmadığını, geçersiz olduğunu, sona erdiğini ya da talep edildiği kapsamda bulunmadığını ileri sürerek menfi tespit davası açabilir. Dava, icra takibi başlatılmadan önce mevcut bir borç tehdidini ortadan kaldırmak veya başlatılmış icra takibinde borçlu olunmadığını tespit ettirmek amacıyla kullanılabilir.

Menfi tespit davası, ödeme emrine itirazın yerine geçen bir hukuki yol değildir. Davanın açılması, kural olarak icra takibini kendiliğinden durdurmaz. Özellikle icra takibinden sonra açılan davalarda İcra ve İflas Kanunu, takibin durdurulmasına izin vermemekte; belirli koşullar altında yalnızca icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesine karar verilebilmesini mümkün kılmaktadır. Bu nedenle davanın açılma zamanı, talep edilecek ihtiyati tedbirin kapsamını doğrudan etkiler.

Davanın temel usul hükmü 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesidir. Bununla birlikte hukuki yarar, ispat yükü, deliller, görevli mahkeme ve dava şartları bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu; borcun doğumu ve sona ermesi bakımından Türk Borçlar Kanunu; kambiyo senetleri bakımından Türk Ticaret Kanunu uygulanır. Uyuşmazlığın tüketici işlemi, iş ilişkisi, kira sözleşmesi veya kat mülkiyeti ilişkisinden kaynaklanması hâlinde ilgili özel mevzuat da değerlendirilmelidir.

Bu yazıda menfi tespit davasının şartları, hukuki yarar, icra takibinden önce ve sonra ihtiyati tedbir, ispat yükü, kambiyo senetleri, görev ve yetki, dava şartı arabuluculuk, kötü niyet tazminatı, istirdat davası ve üçüncü kişilerin açacağı özel menfi tespit davası ayrıntılı olarak incelenmektedir.


Menfi Tespit Davası Nedir?

Menfi tespit davası, davacının davalıya karşı belirli bir borç veya hukuki ilişki nedeniyle borçlu olmadığının tespitine yönelik olumsuz tespit davasıdır. İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesine göre borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat etmek amacıyla menfi tespit davası açabilir.

Menfi tespit istemi borcun tamamına yöneltilebileceği gibi asıl alacağın belirli bir kısmı, faiz, cezai şart veya takipte talep edilen diğer ferilerle de sınırlandırılabilir. Dava konusu hukuki ilişkinin ve çekişmeli tutarın talep sonucundan belirlenebilir olması gerekir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 106. maddesi uyarınca tespit davası, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun belirlenmesine yöneliktir. Maddi vakaların tek başına tespiti istenemez. Örneğin bir ödemenin yapıldığı vakasının soyut olarak tespiti yerine, bu ödeme nedeniyle borcun sona erdiğinin ve davacının borçlu olmadığının tespiti talep edilmelidir.

Menfi tespit davası eda hükmü içermeyen bir tespit davasıdır. Bununla birlikte icra takibi sırasında açılan davanın kabulü, İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenen özel sonuçları doğurur. Takip derhâl durur; karar kesinleştiğinde icra takibi hükmün kapsamına göre eski hâle getirilir.

Menfi Tespit Davasında Hukuki Yarar

Tespit davası açılabilmesi için davacının hukuken korunmaya değer, güncel ve ciddi bir yararının bulunması gerekir. Henüz icra takibi başlatılmamışsa davacının soyut bir borç ihtimalini ileri sürmesi yeterli değildir. Takipten önce hukuki yararın kabulü için alacaklının talebinin, davacının hukuki durumunda giderilmesi gereken güncel bir belirsizlik meydana getirmesi gerekir. İhtarname gönderilmesi, ödeme talebinde bulunulması veya senedin tahsil amacıyla kullanılacağının bildirilmesi bu kapsamda değerlendirilebilir.

İcra takibi başlatılmışsa borçlunun hukuki yararı kural olarak mevcuttur. Takip kesinleşmiş olsun veya olmasın, icra tehdidi ve borç kaydının devam etmesi menfi tespit davası açılmasını haklı kılabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.01.2012 tarihli, E. 2011/19-622, K. 2012/9 sayılı kararında, borçlunun ödeme emrine süresinde itiraz ederek genel haciz yoluyla takibi durdurmuş olmasının menfi tespit davasındaki hukuki yararı ortadan kaldırmayacağı kabul edilmiştir. İtiraz takibi durdursa da alacak iddiasını ve takibin hukuki varlığını sona erdirmediğinden borçlunun uyuşmazlığı kesin hükümle çözdürmekte hukuki yararı bulunmaktadır.

Bununla birlikte alacaklı aynı borç hakkında itirazın iptali, alacak veya tahsil davası açmışsa borçlunun ayrıca menfi tespit davası açmasında güncel hukuki yarar bulunmayabilir. Borçlu olmadığına ilişkin savunmaların mevcut davada ileri sürülmesi mümkünse ayrı bir menfi tespit davası, davacıya ilave ve zorunlu bir hukuki koruma sağlamaz. Her olayda davaların konusu, tarafları, talep sonuçları ve açılma tarihleri ayrıca değerlendirilmelidir.

Menfi Tespit Davasının Açılma Nedenleri

Menfi tespit davası, borcun hiç doğmadığı veya sonradan sona erdiği farklı hukuki sebeplere dayanabilir. Uygulamada en sık karşılaşılan nedenler şunlardır:

  • Sözleşmenin hiç kurulmamış, geçersiz veya hükümsüz olması
  • İmzanın davacıya ait olmaması
  • Senedin bedelsiz kalması
  • Malın teslim edilmemesi veya hizmetin sunulmaması
  • Borcun ödeme, ibra, takas, yenileme veya başka bir sona erme nedeniyle ortadan kalkması
  • Alacağın zamanaşımına uğraması
  • Senedin teminat amacıyla verilmesine rağmen koşulları oluşmadan takibe konulması
  • Tahrifat, sahtecilik veya yetkisiz doldurma iddiası
  • Aynı borcun daha önce ödenmiş olması
  • Davacının kefalet, garanti veya temsil ilişkisinden dolayı sorumlu olmaması
  • Takipte talep edilen faiz, cezai şart veya ferilerin sözleşmeye ve kanuna aykırı olması

Menfi tespit isteminin dayandığı maddi vakıalar, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119 ve 194. maddeleri uyarınca somutlaştırılmalıdır. Borcun hangi hukuki nedenle doğmadığı, geçersiz olduğu veya sona erdiği açıklanmalı ve her bir vakıanın hangi delille ispatlanacağı belirtilmelidir. Soyut nitelikteki borçsuzluk iddiası, uyuşmazlığın ve ispat konusunun belirlenmesi bakımından yeterli değildir.

İcra Takibinden Önce Açılan Menfi Tespit Davası

İcra takibi başlamadan önce menfi tespit davası açılabilmesi için davacının borç tehdidi altında bulunması gerekir. Alacaklının açıkça ödeme talep etmesi, ihtarname göndermesi, kambiyo senedini tahsil amacıyla kullanacağını bildirmesi veya borcu kesin biçimde ileri sürmesi güncel hukuki yarar oluşturabilir.

Menfi tespit davasının takipten önce açılmış olması, alacaklının icra takibi başlatmasını tek başına önlemez. Takibin durdurulması için ayrıca ihtiyati tedbir talep edilmeli ve mahkemece bu yönde karar verilmelidir.

İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesine göre mahkeme, alacağın en az yüzde on beşi oranında teminat karşılığında icra takibinin durdurulmasına karar verebilir. Yüzde on beş, kanuni alt sınırdır. Mahkeme, uyuşmazlığın özelliklerine ve muhtemel zarara göre daha yüksek teminat belirleyebilir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389 ve 390. maddeleri uyarınca tedbir talep eden taraf, dava konusu hakkın varlığını yaklaşık ispat ölçüsünde ortaya koymalıdır. Ayrıca mevcut durumda meydana gelebilecek değişiklik nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı veya gecikme sebebiyle ciddi bir zararın doğacağı gösterilmelidir.

Takipten önce verilen tedbir, hükümde belirtilen takip veya alacakla sınırlıdır. Tedbir kararının icra dairesinde uygulanabilmesi için kararın kapsamı, taraflar, borç ve varsa senet bilgilerinin tereddüde yer bırakmayacak biçimde belirlenmesi önem taşır.

İcra Takibinden Sonra Açılan Menfi Tespit Davası

İcra takibi başladıktan sonra da menfi tespit davası açılabilir. Ancak bu aşamada mahkeme, ihtiyati tedbir yoluyla icra takibinin tamamen durdurulmasına karar veremez. İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesindeki bu yasak, takipten sonra alınabilecek hukuki korumanın kapsamını sınırlar.

Mahkeme, borçlunun talebi üzerine ve alacağın en az yüzde on beşi oranında teminat karşılığında İcra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesine karar verebilir. Bu tedbir haciz, muhafaza veya satış işlemlerini kendiliğinden durdurmaz. Tedbirin doğrudan sonucu, icra dosyasında tahsil edilen paranın dava sonuçlanıncaya kadar alacaklıya aktarılmamasıdır.

Uygulamada borçlu, takip dosyası borcunu karşılayacak tutarı icra dosyasına yatırarak ve ayrıca mahkemenin belirlediği tedbir teminatını sağlayarak paranın alacaklıya ödenmemesini talep edebilir. Dosya borcu ile ihtiyati tedbir teminatı aynı hukuki işleve sahip değildir. Dosya borcu alacağın tahsilini güvence altına alırken yüzde on beşten az olamayacak teminat, tedbir nedeniyle alacaklının uğrayabileceği zararın karşılığıdır.

Menfi tespit davası, ödeme emrine itiraz ve şikâyet süreleri üzerinde durdurucu etki doğurmaz. Borçlu, takip türüne özgü hukuki yollara ayrıca ve kanuni süreleri içinde başvurmalıdır. Genel haciz yolunda ödeme emrine karşı itirazın süresi ve sonuçları için “İcra Takibine İtiraz” yazımızı inceleyebilirsiniz.

Arabuluculuk Başvurusundan Sonra Başlatılan İcra Takibi

Dava şartı arabuluculuğa tabi bir uyuşmazlıkta borçlu, icra takibi başlamadan önce arabulucuya başvurmuş olabilir. Arabuluculuk devam ederken alacaklının aynı uyuşmazlık hakkında icra takibi başlatması, tedbir bakımından özel bir sonuç doğurur.

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesinin on altıncı fıkrasına göre arabuluculuk başvurusundan sonra başlatılan takip üzerine borçlu, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde menfi tespit davası açar ve talep ederse İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. Böylece dava, takip başladıktan sonra açılmış olmasına rağmen takipten önce açılan menfi tespit davasına ilişkin tedbir rejiminden yararlanabilir.

Bu düzenleme, mahkemenin takip durdurma kararı vermesini kendiliğinden sağlamaz. Borçlunun iki haftalık süreye uyması, tedbir talebinde bulunması, yaklaşık ispat koşulunu sağlaması ve mahkemenin belirleyeceği teminatı yatırması gerekir.

İcra Takibine İtiraz ile Menfi Tespit Davası Arasındaki Fark

Ödeme emrine itiraz, icra takibine özgü ve süreye bağlı bir hukuki yoldur. Menfi tespit davası ise borcun bulunmadığının kesin hükümle belirlenmesine yönelik genel mahkeme davasıdır.

Genel haciz yoluyla ilamsız takipte borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde borca ve imzaya itiraz edebilir. Süresinde yapılan itiraz takibi durdurur. Menfi tespit davası açılması ise takipten sonra kural olarak takibi durdurmaz.

Borçlunun süresinde itiraz etmemiş olması menfi tespit davası açmasına engel değildir. Ancak itiraz süresinin kaçırılması nedeniyle takip kesinleşebileceğinden haciz ve satış riski devam eder. Bu nedenle dava açmak, takip dosyasındaki sürelerin takip edilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.

İtirazın geçici kaldırılmasına karar verilmişse İcra ve İflas Kanunu’nun 69. maddesindeki borçtan kurtulma davası gündeme gelir. Borçtan kurtulma davası, geçici kaldırma kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde açılması ve ilk duruşma gününe kadar alacağın yüzde on beşi oranında teminat yatırılması gereken özel bir davadır. Borçtan kurtulma davası; açılma süresi, teminat koşulu ve bağlı bulunduğu takip aşaması bakımından İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenen genel menfi tespit davasından ayrılır.

Kambiyo Senetlerine Dayalı Menfi Tespit Davası

Bono, poliçe veya çeke dayalı takiplerde menfi tespit davaları özel önem taşır. Bono, poliçe ve çek şekle bağlı kıymetli evraktır. Bu senetlerden doğan kambiyo taahhüdü kural olarak temel ilişkiden bağımsız değerlendirilmekle birlikte senet türlerinin hukuki yapısı aynı değildir. Bono soyut bir borç ikrarı içerirken poliçe ve çek havale ilişkisine dayanır. Temel hukuki ilişkiye dayanan kişisel defilerin senedi devralan hamile karşı ileri sürülebilmesi, senedin türüne ve hamilin senedi iktisap ederken borçlunun zararına hareket edip etmediğine göre belirlenir.

İcra ve İflas Kanunu’nun 170/b maddesi uyarınca Kanun’un 62 ila 72. maddeleri, kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takibe ilişkin özel hükümlere aykırı olmadıkları ölçüde bu takiplerde de uygulanır. Bu nedenle menfi tespit davasının takipten önce ve sonra doğurduğu sonuçlar, kambiyo takibinin özellikleri saklı kalmak üzere İİK m. 72’ye tabidir.

Kişisel defilerin hamile karşı ileri sürülmesi poliçe bakımından Türk Ticaret Kanunu’nun 687. maddesinde düzenlenmiştir. Aynı hüküm, Kanun’un 778. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca bonolara; 818. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca çeklere de uygulanır. Hamilin senedi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmesi hâlinde temel ilişkiye dayanan kişisel defiler hamile karşı ileri sürülebilir.

Senedin bedelsiz olduğu, teminat amacıyla verildiği, anlaşmaya aykırı doldurulduğu veya temel borcun ödendiği iddiası taraflar arasındaki doğrudan ilişkide ileri sürülebilir. Senet ciro edilmişse mevcut hamilin iyiniyeti, devir biçimi ve senedin iktisap tarihi ayrıca incelenmelidir.

Davanın yalnızca senedin ilk lehtarına yöneltilmesi, takibi yapan veya senedi elinde bulunduran sonraki hamil bakımından yeterli hukuki koruma sağlamayabilir. Davalıların, senedin ciro zinciri ve takip alacaklısı dikkate alınarak belirlenmesi gerekir.

Kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte borca ve imzaya itiraz ile senedin kambiyo senedi niteliğine veya alacaklının takip hakkına ilişkin şikâyetler beş günlük süreye tabidir. Menfi tespit davasının açılması bu süreleri durdurmaz. Kambiyo takibinin özellikleri için “Kambiyo Senetlerine Özgü Haciz Yolu ile Takip (Örnek No -10)” yazımızı inceleyebilirsiniz.

Kambiyo senedinin zorunlu unsurlarındaki eksiklik, belgenin kambiyo senedi niteliğini kaybetmesine neden olabilir. Bono ve diğer senetlerin şekil şartları hakkında “Senette Bulunması Gereken Unsurlar” yazımızı inceleyebilirsiniz.

Menfi Tespit Davasında İspat Yükü

İspat yükü, davacının menfi tespit isteminde bulunması nedeniyle her durumda davacıya ait değildir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi uyarınca ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.

Borçlu, taraflar arasında borç doğurucu hiçbir hukuki ilişkinin kurulmadığını ileri sürüyorsa alacaklı, alacağın varlığını ve borcun doğduğunu ispat etmelidir. Örneğin davacı, davalının iddia ettiği sözleşmenin hiç yapılmadığını veya malın kendisine teslim edilmediğini savunuyorsa sözleşmeyi ve teslimi ispat yükü kural olarak alacaklıdadır.

Borçlu, borcun başlangıçta doğduğunu kabul etmekle birlikte daha sonra ödeme, ibra, takas veya yenileme nedeniyle sona erdiğini ileri sürüyorsa bu sona erme vakasını kendisi ispatlamalıdır. Aynı şekilde borcun vadeye bağlandığı, şarta tabi olduğu veya başka bir kişiye devredildiği yönündeki savunmanın ispat yükü bu vakalardan lehine sonuç çıkaran tarafa aittir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.11.2023 tarihli, E. 2023/(19)11-795, K. 2023/1062 sayılı kararında bu ayrım ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Karara göre borçlu hukuki ilişkiyi ve borcun doğumunu tamamen inkâr ediyorsa alacağın varlığını alacaklı ispatlar. Borçlu temel ilişkiyi kabul ederek borcun geçersiz veya sona ermiş olduğunu savunuyorsa ispat yükü kural olarak borçluya aittir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 12.04.1933 tarihli, E. 1933/30, K. 1933/6 sayılı kararında, borç ikrarının sebep içermesi hâlinde bu sebebin gerçekleşmediğini ileri süren tarafın iddiasını ispatlaması gerektiği kabul edilmiştir.

Bonoda yer alan “nakden” veya “malen” kaydı, zorunlu bir unsur olmamakla birlikte keşideci ile lehtar arasındaki temel ilişki bakımından ispat işlevi görür. Senette “malen” kaydı bulunmasına rağmen malın teslim edilmediğini veya “nakden” kaydı bulunmasına rağmen paranın verilmediğini ileri süren borçlu, yazılı borç ikrarının aksini ispatlamakla yükümlüdür. Taraflardan birinin senette gösterilen ihdas nedeninden farklı bir hukuki sebebe dayanması, senedin talili niteliğindedir. Senedi talil eden taraf, ileri sürdüğü farklı hukuki sebebi ispatlamalıdır. Her iki tarafın da senetteki kayıttan farklı bir temel ilişki üzerinde birleşmesi hâlinde ispat yükü, kabul edilen temel ilişkinin niteliğine göre belirlenir.

Senede Karşı İleri Sürülen İddiaların İspatı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 200. maddesi uyarınca kanunda belirtilen parasal sınırı aşan hukuki işlemler senetle ispat edilmelidir. Senede bağlanmış bir işlemin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak hukuki işlemlerin de kural olarak senetle ispatı gerekir. Karşı taraf açıkça muvafakat etmedikçe senede karşı tanık dinlenemez.

Ödeme, ibra, takas, teminat anlaşması veya senedin belirli koşullarda kullanılacağı iddiası; banka kayıtları, yazılı sözleşmeler, tahsilat makbuzları, ibraname, ticari defterler, elektronik yazışmalar, KEP kayıtları ve diğer yazılı delillerle ispatlanabilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 202. maddesi kapsamındaki delil başlangıcının bulunması hâlinde tanık delilinden de yararlanılabilir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 203. maddesi uyarınca altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemlerde; senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş hukuki işlemlerde; yangın, deniz kazası ve deprem gibi senet alınmasının imkânsız veya olağanüstü ölçüde güç olduğu durumlarda; irade bozukluğu ve aşırı yararlanma iddialarında; üçüncü kişilerin muvazaa iddialarında tanık dinlenebilir. Senedin beklenmeyen olay veya zorlayıcı neden sonucunda ya da usulüne uygun olarak teslim edildiği memur veya noterlik nezdinde kaybolduğu kanısını güçlendiren delil veya emarelerin bulunması da senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasındadır.

Davacı, tüm delilleri dava dilekçesinde somutlaştırmalı ve hangi delilin hangi vakayı ispatlamak amacıyla gösterildiğini açıklamalıdır. Özellikle ödeme savunmasında ödeme tarihi, tutarı, banka hesabı ve açıklama bilgileri; teminat senedi iddiasında temel sözleşme ve senedin hangi koşullarda kullanılacağı açıkça ortaya konulmalıdır.

Fatura Alacağına Karşı Menfi Tespit Davası

Fatura, dayandığı temel hukuki ilişkiden bağımsız olarak alacağın varlığını ispatlayan mutlak bir delil niteliğinde değildir. Alacağın varlığı değerlendirilirken sözleşmenin kurulması, malın teslimi veya hizmetin ifası ile faturanın muhataba tebliği ve ticari defter kayıtları birlikte incelenir.

Faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemesi, Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesi kapsamında faturanın içeriğinin kabul edildiğine ilişkin bir karine doğurabilir. Ancak bu durum, faturanın dayandığı temel ilişkinin hiç kurulmadığına ilişkin savunmayı mutlak biçimde ortadan kaldırmaz. Ticari defterler, teslim belgeleri, sevk irsaliyeleri, siparişler, banka kayıtları ve taraf yazışmaları birlikte değerlendirilir.

Faturaya dayalı alacakların takibi ve ispatı hakkında “Fatura Alacağının Tahsili” yazımızı inceleyebilirsiniz.

Menfi Tespit Davasında Taraflar

Menfi tespit davasının davacısı, kendisine karşı bir borç ileri sürülen veya hakkında icra takibi yapılan kişidir. Asıl borçlunun yanında kefil, avalist, ciranta, üçüncü kişi ipotek borçlusu veya borçtan sorumlu tutulma tehlikesi bulunan başka bir kişi de kendi hukuki durumu bakımından dava açabilir.

Davalı, borç talebinde bulunan veya icra takibini yürüten alacaklıdır. Alacak devredilmişse devralan kişi; kambiyo senedi ciro edilmişse mevcut hamil ve takip alacaklısı dikkate alınmalıdır. Davanın yanlış kişiye yöneltilmesi, alınacak hükmün gerçek takip alacaklısı bakımından etkisiz kalmasına neden olabilir.

Dava konusu alacağın devredilmesi veya kambiyo senedinin dava sırasında başka bir hamile geçmesi hâlinde Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 125. maddesindeki dava konusunun devrine ilişkin hükümler uygulanır. Davanın taraf yapısının, tedbir kararlarının ve hüküm sonucunun yeni alacaklı bakımından açık hâle getirilmesi gerekir.

Menfi Tespit Davasında Görevli Mahkeme

İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesi, menfi tespit davası için tek bir görevli mahkeme belirlememiştir. Görevli mahkeme, borcun dayandığı temel hukuki ilişkinin niteliğine göre tespit edilir.

Adi borç ve sözleşme ilişkilerinden doğan davalar, özel bir görev hükmü yoksa asliye hukuk mahkemesinde görülür. Her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olan veya Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinde mutlak ticari dava olarak belirtilen uyuşmazlıklarda asliye ticaret mahkemesi görevlidir.

Tüketici işleminden doğan menfi tespit davaları tüketici mahkemesinde; işçi ve işveren arasındaki iş ilişkisinden doğan davalar iş mahkemesinde görülür. Kira ilişkisinden kaynaklanan davalarda Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca sulh hukuk mahkemesi görevlidir. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun Ek 1. maddesi uyarınca bu Kanun’un uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar sulh hukuk mahkemesinde görülür.

Takibin kambiyo senedine dayanması, uyuşmazlığı her durumda ticari dava hâline getirmez. Senedin düzenlenmesine neden olan temel ilişki tüketici işlemi, kira, iş veya adi borç ilişkisi olabilir. Görev belirlenirken takip yolu kadar temel ilişkinin hukuki niteliği de incelenmelidir.

Görev kamu düzenindendir. Mahkeme, tarafların itirazı bulunmasa bile görevli olup olmadığını yargılamanın her aşamasında kendiliğinden değerlendirir.

Menfi Tespit Davasında Yetkili Mahkeme

İcra takibi başlatılmışsa menfi tespit ve istirdat davaları, İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Bu düzenleme kesin yetki niteliğinde olmadığından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki diğer genel ve özel yetki kurallarının uygulanmasını engellemez.

İcra takibinden önce açılan menfi tespit davalarında ise henüz takibi yapan bir icra dairesi bulunmadığından yetkili mahkeme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun genel ve özel yetki hükümlerine göre belirlenir. Davalının yerleşim yeri, sözleşmenin ifa yeri, haksız fiilin gerçekleştiği yer veya özel kanunda belirtilen diğer yetki kuralları gündeme gelebilir.

Taraflar arasında geçerli bir yetki sözleşmesi varsa Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 17 ve 18. maddelerindeki şartlar değerlendirilmelidir. Tacirler veya kamu tüzel kişileri dışındaki kişilerin serbestçe yetki sözleşmesi yapması mümkün değildir.

Kesin yetki hâlleri dışında yetki itirazı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 116. maddesi uyarınca ilk itiraz olarak ileri sürülmelidir. Davalı, yetki itirazını cevap dilekçesinde ileri sürmediği takdirde mahkeme, yetkisizliğini kendiliğinden inceleyemez. Kesin yetkinin bulunduğu hâllerde ise yetki dava şartı niteliğinde olup mahkemece yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilir.

Menfi Tespit Davasında Dava Şartı Arabuluculuk

Dava şartı arabuluculuk, menfi tespit davalarının tamamı bakımından geçerli genel bir dava şartı değildir. Arabuluculuğa başvuru zorunluluğu, menfi tespit isteminin dayandığı temel hukuki ilişkinin niteliğine göre belirlenir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi uyarınca konusu bir miktar paranın ödenmesi olan ticari menfi tespit ve istirdat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. İşçi veya işveren alacağı ve tazminatıyla ilgili menfi tespit davaları da 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu kapsamında zorunlu arabuluculuğa tabidir.

Tüketici uyuşmazlıklarında 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 73/A maddesi uygulanır. Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında kalan uyuşmazlıklar ve maddede belirtilen diğer istisnalar dışında tüketici mahkemesinde dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmalıdır.

Taşınır ve taşınmazların paylaştırılması ile ortaklığın giderilmesi, Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan doğan uyuşmazlıklar ve komşu hakkından doğan uyuşmazlıklar da Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/B maddesinde belirtilen kapsamda zorunlu arabuluculuğa tabidir. Kiralanan taşınmazların İcra ve İflas Kanunu’na göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar da bu madde kapsamında dava şartı arabuluculuğa tabidir.

Zorunlu arabuluculuğa başvurulmaksızın dava açılması hâlinde dava, herhangi bir işlem yapılmaksızın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilir. Arabuluculuğa başvurulmuş ancak son tutanak dava dilekçesine eklenmemişse mahkeme, tutanağın sunulması için davacıya bir haftalık kesin süre verir. Uyuşmazlığın zorunlu arabuluculuğa tabi olup olmadığı dava açılmadan önce belirlenmeli ve son tutanak dava dilekçesine eklenmelidir.

Menfi Tespit Davası Açma Süresi

İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde, borç henüz ödenmemişken açılacak genel menfi tespit davası için özel bir hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Hukuki yarar ve borç tehdidi devam ettiği sürece dava açılabilir. Bununla birlikte ödeme emrine itiraz, kambiyo takibinde itiraz ve şikâyet, borçtan kurtulma davası ve üçüncü haciz ihbarnamesi gibi özel yolların süreleri ayrıca işlemeye devam eder.

Takip konusu borcun cebri icra tehdidi altında tamamen ödenmesi hâlinde hukuki koruma ihtiyacı, borçsuzluğun tespitinin yanında ödenen tutarın geri alınmasını da kapsar. Bu durumda İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesindeki istirdat hükümleri uygulanır. İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesine dayalı istirdat davası, ödemenin yapıldığı tarihten itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir.

Dava devam ederken borç ödenirse menfi tespit davası, ödenen miktar bakımından kendiliğinden istirdat davasına dönüşür. Borcun yalnızca bir kısmı ödenmişse dava ödenen kısım yönünden istirdat, kalan kısım yönünden menfi tespit davası olarak devam eder.

Menfi Tespit Davasının Kabulünün Sonuçları

İcra takibi devam ederken menfi tespit davası kabul edilirse takip, hükmün verilmesiyle birlikte derhâl durur. Kararın kesinleşmesi üzerine icra takibi, ayrıca bir hükme ihtiyaç olmaksızın mahkeme kararının kapsamına göre eski hâle getirilir.

Takip sırasında borçlunun malları haczedilmişse kesinleşen kabul kararı üzerine hacizler kaldırılır. İcra veznesinde bulunan ve henüz alacaklıya verilmemiş olan para, kabul kararının kesinleşmesi üzerine borçluya iade edilir. Dava sırasında ödeme yapılmış ve dava istirdat talebine dönüşmüşse mahkeme, ödenen tutarın davalıdan tahsiline karar verir.

Mahkeme, takibin haksız ve kötü niyetli olduğu kanaatine varırsa borçlunun talebi üzerine alacaklıyı takip konusu alacağın yüzde yirmisinden az olmamak üzere tazminata mahkûm eder. Tazminat için takibin yalnızca haksız olması yeterli değildir; alacaklının kötü niyetli olduğunun da belirlenmesi gerekir.

Kötü niyet, alacaklının alacağın bulunmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde takip yapmasıdır. Alacağın hukuken tartışmalı olması, delillerin farklı değerlendirilmesi veya alacaklının davasını ispat edememesi tek başına kötü niyet tazminatı için yeterli değildir. Tazminatın hüküm altına alınabilmesi için borçlunun dava dilekçesinde açıkça talepte bulunması gerekir.

Menfi Tespit Davasının Reddinin Sonuçları

Menfi tespit davasının alacaklı lehine sonuçlanmasıyla ihtiyati tedbir kararı kalkar. Hükmün kesinleşmesi hâlinde alacaklının tedbir nedeniyle alacağını geç almasından doğan zarar, aynı dava içinde belirlenerek karara bağlanır ve gösterilen teminattan karşılanır.

İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesine göre borçlunun, tedbir kararı nedeniyle alacaklının alacağını geç almasına sebep olduğu durumda mahkemece hükmedilecek tazminat takip konusu alacağın yüzde yirmisinden az olamaz. Tazminatın uygulanabilmesi için tedbirin alacağın tahsilini fiilen geciktirmiş olması gerekir.

Takibin tamamen durdurulmadığı, yalnızca paranın alacaklıya ödenmediği durumlarda da ödeme yasağının doğurduğu gecikme zararı değerlendirilir. Borçlunun yatırdığı teminat, alacaklının gecikmeden doğan zararının karşılığıdır; asıl borcun yerine geçmez.

Menfi Tespit Davasının İstirdat Davasına Dönüşmesi

Menfi tespit davası devam ederken icra takibi nedeniyle borç ödenirse dava sona ermez. İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesi uyarınca dava, ödenen paranın geri alınmasına yönelik istirdat davası olarak devam eder.

Menfi tespit davasının ödenen tutar bakımından istirdat davasına dönüşmesi kanun gereği gerçekleştiğinden ayrıca dava açılmasına gerek bulunmaz. Ancak ödemenin tarihi, miktarı ve icra dosyasındaki tahsil belgeleri mahkemeye sunulmalı; talep sonucu, paranın davalıdan tahsiline uygun biçimde açıklanmalıdır.

Menfi tespit davası açılmadan önce takip borcu tamamen ödenmişse dava, ödemenin yapıldığı tarihten itibaren bir yıl içinde istirdat davası olarak açılmalıdır. Borçlunun ödeme emrine itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması, bu davayı açmasına engel değildir.

İcra takibi dışında ve icra tehdidi bulunmaksızın yapılan ödemelerin geri alınması ise Türk Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşme hükümlerine tabi olabilir. Özellikle Türk Borçlar Kanunu’nun 78. maddesindeki borçlanılmamış edimin ifası ve 82. maddesindeki zamanaşımı kuralları, İcra ve İflas Kanunu’ndaki istirdat davasından farklı şartlar içerir.

Üçüncü Haciz İhbarnamesine Karşı Menfi Tespit Davası

İcra ve İflas Kanunu’nun 89. maddesi, takip borçlusunun üçüncü kişilerdeki alacak, hak ve taşınır mallarının haczi bakımından özel bir usul düzenlemektedir. Birinci ve ikinci haciz ihbarnamelerine, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde itiraz edilebilir. İkinci haciz ihbarnamesine de süresinde itiraz edilmemesi hâlinde üçüncü kişiye üçüncü haciz ihbarnamesi gönderilir.

Üçüncü kişi, üçüncü haciz ihbarnamesinin tebliğinden itibaren on beş gün içinde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödeyebilir, yedinde sayılan malı icra dairesine teslim edebilir veya takibin yapıldığı yer ya da kendi yerleşim yeri mahkemesinde menfi tespit davası açabilir. Dava açıldığına ilişkin belgenin üçüncü haciz ihbarnamesinin tebliğinden itibaren yirmi gün içinde icra dairesine sunulması hâlinde üçüncü kişi hakkındaki cebri icra işlemleri, menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur. Bu süre içinde İcra ve İflas Kanunu’nun 106. maddesindeki süreler işlemez.

Bu davada üçüncü kişi, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya haciz ihbarnamesine konu malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmekle yükümlüdür. Davanın reddi hâlinde üçüncü kişi, dava konusu şeyin yüzde yirmisinden az olmamak üzere tazminata mahkûm edilir. Tazminat bakımından üçüncü kişinin kötü niyetli olması aranmaz. İcra ve İflas Kanunu’nun 89. maddesinin üçüncü fıkrasına dayanan menfi tespit davası maktu harca tabidir.

İlamlı İcra Takibinde Menfi Tespit ve İstirdat

Kesin hükme bağlanmış bir borcun bulunmadığı iddiasıyla yeniden menfi tespit davası açılamaz. Kesin hüküm, aynı taraflar arasında aynı dava sebebi ve aynı talep sonucu hakkında yeniden yargılama yapılmasını engeller.

İlamın verilmesinden sonra borcun ödeme, ibra veya zamanaşımı nedeniyle sona erdiği ileri sürülüyorsa İcra ve İflas Kanunu’nun 33 ve 33/a maddelerindeki ilamlı icraya özgü yollar değerlendirilmelidir. Bu iddialar, kural olarak icra mahkemesinde ve kanunda belirtilen belgelerle ileri sürülür.

Borçlu, ilamlı takip sırasında borçlu olmadığı bir parayı ödemek zorunda kalmışsa İcra ve İflas Kanunu’nun 33. maddesinin son fıkrası uyarınca genel mahkemede istirdat davası açabilir. Dava yolunun belirlenmesinde iddianın ilamdan önceki vakalara mı, yoksa ilamdan sonra ortaya çıkan ödeme veya sona erme nedenlerine mi dayandığı önem taşır.

Sonuç

Menfi tespit davası, gerçekte mevcut olmayan veya sona ermiş bir borç nedeniyle ödeme tehdidi altında bulunan kişinin başvurabileceği temel hukuki koruma yollarından biridir. Ancak bu dava, ödeme emrine itirazın veya takip hukukuna özgü şikâyet yollarının yerine geçmez.

İcra takibinden önce açılan davada mahkeme, yeterli teminat karşılığında takibin durdurulmasına karar verebilir. Takipten sonra açılan menfi tespit davasında icra takibi ihtiyati tedbir yoluyla durdurulamaz; kanuni koşulların bulunması hâlinde icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesine karar verilebilir. Dava şartı arabuluculuğa takipten önce başvurulmuş olması hâlinde kanundaki özel düzenleme ayrıca değerlendirilmelidir.

Davanın sonucu büyük ölçüde temel hukuki ilişkinin doğru belirlenmesine, ispat yükünün doğru dağıtılmasına ve delillerin zamanında sunulmasına bağlıdır. Kambiyo senetleri, üçüncü haciz ihbarnameleri, ilamlı takipler ve dava sırasında yapılan ödemeler ise genel kurallardan ayrılan özel düzenlemeler içerir.

Menfi tespit davası kabul edildiğinde icra takibi durur ve kararın kesinleşmesi üzerine icra takibi, hükümde tespit edilen borçsuzluğun kapsamına göre tamamen veya kısmen eski hâle iade edilir. Dava sırasında ödeme yapılmışsa uyuşmazlık istirdat talebine dönüşür. Takibin haksız ve kötü niyetli olduğunun belirlenmesi hâlinde alacaklı; ihtiyati tedbir nedeniyle alacağın geç tahsil edilmesi ve davanın reddedilmesi hâlinde ise borçlu, İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde öngörülen tazminattan sorumlu tutulabilir.


Sıkça Sorulan Sorular

Menfi tespit davası açılması icra takibini durdurur mu?

Hayır. Dava açılması icra takibini kendiliğinden durdurmaz. Takipten önce açılan davada en az yüzde on beş teminat karşılığında takibin durdurulmasına karar verilebilir. Takipten sonra ise kural olarak yalnızca icra dosyasına girecek paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde tedbir verilebilir.

Ödeme emrine itiraz eden borçlu menfi tespit davası açabilir mi?

Evet. Süresinde yapılan itiraz takibi durdursa da alacak iddiasını tamamen ortadan kaldırmaz. Borçlunun borç tehdidini kesin hükümle sona erdirmekte güncel hukuki yararı varsa menfi tespit davası açabilir.

Borç ödendikten sonra menfi tespit davası açılabilir mi?

İcra tehdidi altında borç tamamen ödenmişse artık istirdat davası açılmalıdır. İcra ve İflas Kanunu’na dayalı istirdat davası, ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Menfi tespit davası devam ederken ödeme yapılırsa dava kendiliğinden istirdat davasına dönüşür.

Menfi tespit davasında borcun varlığını kim ispatlar?

Borçlu, hukuki ilişkinin hiç kurulmadığını ileri sürüyorsa alacağın varlığını kural olarak alacaklı ispatlar. Borçlu, borcun doğduğunu kabul ederek ödeme, ibra veya takas nedeniyle sona erdiğini savunuyorsa bu vakaları kendisi ispatlamalıdır.

Senetteki imzanın sahte olduğu iddiası icra takibini durdurur mu?

Sahte imza iddiası veya savcılığa yapılan suç duyurusu, icra takibini kendiliğinden durdurmaz. Takibin türüne göre süresinde imzaya itiraz veya şikâyet yoluna başvurulmalı; menfi tespit davasında da uygun ihtiyati tedbir talep edilmelidir. Ceza soruşturması ile hukuk ve icra süreçlerinin etkileri ayrı ayrı değerlendirilir.

Menfi tespit davası; takip dosyasının türü, borcun dayanağı, ödeme emrinin tebliğ tarihi, deliller ve uygulanabilecek ihtiyati tedbirler birlikte değerlendirilerek yürütülmelidir. Menfi tespit davası ve icra takibinin durdurulması hakkında hukuki değerlendirme almak için iletişim sayfamız üzerinden tarafımıza ulaşabilirsiniz.

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir