Velayet; ergin olmayan çocuğun bakımı, eğitimi, korunması, temsili ve kişisel gelişimi üzerinde ana ve babaya tanınan hak, yetki ve yükümlülüklerin bütünüdür. Türk Medeni Kanunu’na göre velayet yalnızca anne veya babanın çocuk üzerindeki kişisel tercihini ifade etmez; çocuğun bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimini korumaya yönelik bir aile hukuku kurumudur.
Bu nedenle velayet davası, uygulamada çoğu zaman çocuğun kimde kalacağı meselesine indirgenmektedir. Ancak mahkeme açısından asıl değerlendirme, anne veya babadan hangisinin talebinin daha güçlü olduğu değil, çocuğun üstün yararının hangi düzenlemeyi gerektirdiğidir. Bu değerlendirmede çocuğun yaşı, mevcut yaşam düzeni, eğitim ve sağlık ihtiyaçları, ebeveynlerle ilişkisi ve idrak çağındaysa görüşü dikkate alınır.
Velayet uyuşmazlıklarında teknik hukuki çerçeve Türk Medeni Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun hükümleriyle belirlenir. Türk Medeni Kanunu m. 335 ve devamı velayetin kapsamını, m. 182 boşanma veya ayrılık hâlinde çocuklara ilişkin düzenlemeyi, m. 183 şartların değişmesi hâlinde alınacak yeni önlemleri, m. 323 ve devamı ise çocukla kişisel ilişki kurulmasını düzenler.
Bu yazıda velayet davasının hukuki niteliği, boşanma sürecindeki velayet kararları, velayetin değiştirilmesi, kişisel ilişki, iştirak nafakası, çocuğun görüşünün alınması ve yargılama sürecinde dikkate alınan deliller incelenmektedir.
- Velayet Hakkının Hukuki Niteliği
- Çocuğun Üstün Yararı İlkesi
- Velayet Davasının Türleri
- Velayet Davasında Anne veya Babanın Ekonomik Durumu
- Kişisel İlişki ve Velayet Arasındaki Bağlantı
- İştirak Nafakası ve Velayet
- Çocuğun Görüşünün Alınması
- Sosyal İnceleme Raporu ve Uzman Görüşü
- Velayet Davasında Deliller
- Velayet Davasında Kusur Değerlendirmesi
- Velayetin Değiştirilmesini Gerektiren Başlıca Hâller
- Velayet Hakkının Kötüye Kullanılması
- Ortak Velayet
- Görevli ve Yetkili Mahkeme
- Velayet Davasında Geçici Tedbirler
- Velayet Kararının Uygulanması
- Yurt Dışına Taşınma ve Velayet
- Velayet Davalarında Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
- Velayet Davalarında Yargıtay Yaklaşımı
- Sonuç
- Sıkça Sorulan Sorular
Velayet Hakkının Hukuki Niteliği
Velayet, yalnızca anne veya babaya tanınan bir hak değildir. Aynı zamanda çocuğa karşı yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk alanıdır. Bu nedenle velayet hakkı, klasik anlamda tarafların serbestçe tasarruf edebileceği bir özel hukuk hakkı gibi değerlendirilemez.
Türk Medeni Kanunu sisteminde velayet, çocuğun korunması amacıyla ana ve babaya verilmiş kanuni bir yetkidir. Çocuğun yerleşim yeri, eğitimi, sağlık kararları, kişisel gelişimi, malvarlığının yönetimi ve günlük yaşam organizasyonu velayet hakkının kapsamı içinde değerlendirilir. Ancak bu yetkinin sınırı, çocuğun üstün yararıdır.
Velayet hakkını kullanan anne veya baba, bu hakkı diğer ebeveyni cezalandırmak, çocukla kişisel ilişkiyi engellemek veya çocuğu taraflar arasındaki uyuşmazlığın aracı hâline getirmek için kullanamaz. Türk Medeni Kanunu m. 324 uyarınca ana ve babadan her biri, diğerinin çocukla kişisel ilişkisini zedelemekten ve çocuğun eğitim ile yetiştirilmesini engellemekten kaçınmak zorundadır. Bu yükümlülüğe aykırılık, velayetin değiştirilmesi bakımından önemli bir değerlendirme sebebidir.
Çocuğun Üstün Yararı İlkesi
Velayet davalarında belirleyici ilke çocuğun üstün yararıdır. Bu ilke, anne veya babanın kişisel beklentilerinden, ekonomik gücünden, sosyal konumundan veya boşanmadaki kusur durumundan bağımsız olarak değerlendirilir. Elbette bu unsurlar dosyada dikkate alınır; ancak hiçbir unsur tek başına sonucu belirlemez.
Mahkeme çocuğun üstün yararını değerlendirirken çocuğun yaşı, cinsiyeti, kardeşleriyle ilişkisi, okul düzeni, sosyal çevresi, sağlık durumu, özel eğitim veya bakım ihtiyacı, ebeveynlerin çocuğa yaklaşımı, tarafların çalışma düzeni, barınma koşulları ve çocuğun diğer ebeveynle sağlıklı ilişki kurma imkânını birlikte inceler.
Özellikle küçük yaş gruplarında çocuğun bakım sürekliliği önem taşır. Çocuğun uzun süredir kim tarafından bakıldığı, günlük bakım ihtiyaçlarının kim tarafından karşılandığı ve mevcut düzenin çocuğa nasıl yansıdığı araştırılır. Ancak bu durum, belirli yaştaki çocukların mutlaka anneye veya babaya verileceği anlamına gelmez. Türk hukukunda velayet bakımından anne veya baba lehine mutlak bir öncelik yoktur. Her dosyada somut olay değerlendirilir.
Velayet Davasının Türleri
Velayet uyuşmazlıkları uygulamada tek bir dava türü gibi görünse de farklı hukuki ihtimaller içerir. Bu ayrımı doğru kurmak gerekir; çünkü dava sebebi, deliller, talep sonucu ve mahkemenin inceleme kapsamı buna göre değişir. Velayet uyuşmazlığının doğru dava türüyle ileri sürülmesi önemlidir. Dava sebebinin, talep sonucunun ve delillerin yanlış kurulması, yargılamanın sağlıklı ilerlemesini engelleyebilir.
Boşanma Davasıyla Birlikte Velayet
Evlilik devam ederken velayet kural olarak anne ve baba tarafından birlikte kullanılır. Boşanma davası açıldığında ise mahkeme, dava sürecinde çocuğun geçici olarak hangi ebeveyn yanında kalacağına ve dava sonunda velayetin kime verileceğine karar verir.
Türk Medeni Kanunu m. 182 gereğince boşanma veya ayrılık kararı verilirken mahkeme, ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasi ile vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra çocukların hakları ve ana baba ile kişisel ilişkileri konusunda gerekli düzenlemeyi yapar. Bu düzenleme yapılırken çocuğun bakım, eğitim ve korunma ihtiyaçları esas alınır.
Çekişmeli boşanma sürecinde velayet, davanın en önemli sonuçlarından biridir. Bu nedenle velayet talebinin yalnızca dilekçede soyut şekilde ileri sürülmesi yeterli değildir. Çocuğun mevcut yaşam düzeni, eğitim durumu, sağlık ihtiyaçları, tarafların yaşam koşulları, çocuğa fiilen kim tarafından bakıldığı ve diğer ebeveynle ilişkinin nasıl sürdürüleceği somut delillerle ortaya konulmalıdır. Boşanma sürecinde velayet, kusur, nafaka ve mal rejimi gibi konuların birlikte değerlendirilmesi gerekiyorsa “Çekişmeli Boşanma Davası” başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
Anlaşmalı Boşanmada Velayet
Anlaşmalı boşanma protokolünde taraflar, müşterek çocuğun velayetinin kimde kalacağını ve diğer ebeveynle kişisel ilişkinin nasıl kurulacağını düzenleyebilir. Ancak protokolde tarafların anlaşmış olması mahkemeyi bağlamaz. Çünkü velayet, kamu düzeniyle ilişkili olup çocuğun üstün yararı mahkeme tarafından ayrıca değerlendirilir.
Mahkeme, protokoldeki velayet düzenlemesini çocuğun yararına uygun bulmazsa taraflardan değişiklik isteyebilir. Taraflar bu değişikliği kabul etmezse anlaşmalı boşanma şartları oluşmaz. Bu nedenle protokol hazırlanırken yalnızca tarafların uzlaşması değil, çocuğun yaşı, okul düzeni, yaşam merkezi, kişisel ilişki takvimi ve bakım giderleri de dikkate alınmalıdır.
Anlaşmalı boşanmada velayet ve kişisel ilişki düzenlemesinin protokole nasıl yazılması gerektiği konusunda “Anlaşmalı Boşanma Davası” başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
Velayetin Değiştirilmesi Davası
Boşanma kararında velayet anneye veya babaya verilmiş olsa dahi bu karar değişmez nitelikte değildir. Türk Medeni Kanunu m. 183 uyarınca ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi, ölmesi ya da diğer hâllerde şartların değişmesi durumunda hâkim gerekli önlemleri alır.
Velayetin değiştirilmesi davasında mahkeme, önceki kararın verildiği tarihten sonra çocuğun yararını etkileyen esaslı bir değişiklik olup olmadığını inceler. Bu değişiklik; velayet sahibi ebeveynin çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi, çocuğun eğitim veya sağlık ihtiyaçlarının ihmal edilmesi, diğer ebeveynle kişisel ilişkinin engellenmesi, çocuğun yaşam düzeninin ağır şekilde bozulması, çocuğun güvenliğini etkileyen davranışlar veya çocuğun idrak çağında istikrarlı ve ciddi bir tercih ortaya koyması şeklinde gündeme gelir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Velayetin değiştirilmesi, önceki velayet kararından memnun olmayan tarafın yeni bir şans denemesi değildir. Mahkeme, tarafların geçmiş tartışmalarına değil, çocuğun güncel ve somut menfaatine bakar.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.06.2017 tarihli, 2017/2-1887 E., 2017/1196 K. sayılı kararında da velayete ilişkin uyuşmazlıkların kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle velayet değerlendirmesinde çocuğun üstün yararının esas alınacağı vurgulanmıştır. Bu karar, velayet dosyalarında usulî şekilcilikten ziyade çocuğun güncel menfaatinin dikkate alınması gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir.
Velayetin Kaldırılması
Velayetin kaldırılması, velayetin değiştirilmesinden daha ağır sonuç doğuran bir hukuki yoldur.
Velayetin kaldırılması, çocuğun korunması bakımından son çare niteliğindedir. Bu nedenle hâkim, öncelikle daha hafif koruyucu önlemlerle çocuğun yararının sağlanıp sağlanamayacağını değerlendirir. Bu yolun tercih edilebilmesi için, daha hafif önlemlerin çocuğu korumaya elverişli olmaması veya somut olayın niteliği gereği yetersiz kalacağının anlaşılması gerekir.
Bu karar, özellikle anne ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka yerde bulunması veya benzeri sebeplerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi; çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması hâllerinde gündeme gelir.
Velayet anne ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa vasi atanır. Ancak velayetin kaldırılması, anne ve babanın çocukla ilgili mali yükümlülüklerini sona erdirmez. Türk Medeni Kanunu m. 350 uyarınca ana ve baba, velayet kaldırılmış olsa dahi çocuğun bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülüğü altındadır.
Velayet Davasında Anne veya Babanın Ekonomik Durumu
Velayet davasında ekonomik durum önemlidir; fakat tek başına belirleyici değildir. Daha yüksek gelire sahip olmak, velayetin o ebeveyne verilmesini zorunlu kılmaz. Çocuğun maddi ihtiyaçları iştirak nafakası yoluyla diğer ebeveynden talep edilir.
Mahkeme açısından asıl mesele, çocuğun güvenli, istikrarlı ve sağlıklı bir ortamda yetişip yetişmeyeceğidir. Ekonomik güç, çocuğa fiilen ilgi gösterilmemesini telafi etmez. Aynı şekilde geliri daha düşük olan ebeveyn de yalnızca bu nedenle velayetten mahrum bırakılmaz.
Türk Medeni Kanunu m. 327’ye göre çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler anne ve baba tarafından karşılanır. Velayet kendisine bırakılmayan taraf, çocuğun giderlerine ekonomik gücü oranında katılır. Bu yükümlülük iştirak nafakası olarak karşımıza çıkar.
Kişisel İlişki ve Velayet Arasındaki Bağlantı
Velayet bir ebeveyne bırakıldığında diğer ebeveynin çocukla ilişkisi sona ermez. Türk Medeni Kanunu m. 323’e göre ana ve babadan her biri, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocukla uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir.
Kişisel ilişki düzenlemesi, çocuğun yaşı, okul takvimi, ebeveynlerin yaşadığı şehirler, çocuğun sağlık durumu ve tarafların iletişim imkânları dikkate alınarak yapılır. Hafta sonları, yarıyıl tatili, yaz tatili, dini bayramlar ve özel günler bakımından açık düzenleme yapılması gerekir. Belirsiz ve uygulanması güç kişisel ilişki kararları, ileride icra ve yeni dava süreçlerine yol açar.
Türk Medeni Kanunu m. 324 uyarınca kişisel ilişki nedeniyle çocuğun huzuru tehlikeye girerse, anne veya baba bu hakkını yükümlülüklerine aykırı kullanırsa, çocukla ciddi biçimde ilgilenmezse veya diğer önemli sebepler varsa kişisel ilişki hakkı sınırlandırılır ya da kaldırılır.
2021 yılında yapılan değişiklikle, velayet kendisine bırakılan anne veya babanın kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceği açıkça düzenlenmiştir. Bu hüküm, uygulamada diğer ebeveynle görüşmeyi sistemli şekilde engelleyen velayet sahibi bakımından ciddi sonuç doğurur.
İştirak Nafakası ve Velayet
Velayet kararı ile iştirak nafakası birbirine bağlı fakat farklı konulardır. Çocuğun velayeti anneye verilmişse baba, babaya verilmişse anne çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmakla yükümlüdür.
İştirak nafakası, çocuğun yaşı, okul giderleri, sağlık ihtiyaçları, sosyal yaşamı, tarafların ekonomik durumu ve çocuğun alışılmış yaşam seviyesi dikkate alınarak belirlenir. Bu nafaka çocuğa aittir; velayet sahibi ebeveyn, nafakayı çocuk adına talep eder ve çocuğun giderleri için kullanır.
Velayetin değiştirilmesi hâlinde iştirak nafakası da yeniden değerlendirilir. Çünkü çocuğun fiilen yanında kaldığı ebeveyn değiştiğinde bakım yükünün ağırlığı da değişir. Mahkeme bu durumda önceki nafaka düzenlemesini yeni velayet kararına uygun hâle getirir. Nafaka türleri, iştirak nafakası ve nafakanın değiştirilmesi hakkında daha ayrıntılı bilgi için “Nafaka Davası ve Nafaka Türleri” başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
Çocuğun Görüşünün Alınması
Velayet davalarında idrak çağındaki çocuğun görüşünün alınması gerekir. Çocuğun görüşü alınırken amaç, çocuğa taraf seçtirmek değildir. Mahkeme çocuğun beyanını, yaşına ve gelişim düzeyine uygun şekilde değerlendirir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.06.2018 tarihli, 2017/2-3117 E., 2018/1278 K. sayılı kararında, idrak çağındaki çocuğun velayet konusundaki görüşünün alınması ve bu görüşün çocuğun üstün yararı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu karar uygulamada, çocuğun üstün yararı ile çocuğun görüşü arasındaki ilişkinin doğru kurulması açısından sıkça referans alınmaktadır.
Ancak çocuğun beyanı tek başına bağlayıcı değildir. Mahkeme, çocuğun baskı altında kalıp kalmadığını, yönlendirilip yönlendirilmediğini, beyanının istikrarlı olup olmadığını ve beyanın çocuğun gerçek yararıyla örtüşüp örtüşmediğini inceler. Özellikle taraflar arasındaki çatışmanın yoğun olduğu dosyalarda sosyal inceleme raporu bu nedenle büyük önem taşır.
Sosyal İnceleme Raporu ve Uzman Görüşü
Velayet davalarında mahkeme, çocuğun yaşam koşullarını ve ebeveynlerin çocukla ilişkisini değerlendirmek amacıyla uzman incelemesine başvurur. Aile mahkemelerinde psikolog, pedagog ve sosyal hizmet uzmanı tarafından hazırlanan sosyal inceleme raporu dosyanın en kritik delillerinden biridir.
Bu raporda çocuğun ebeveynlerle ilişkisi, ev ortamı, bakım düzeni, eğitim durumu, psikolojik ihtiyaçları ve tarafların ebeveynlik kapasitesi değerlendirilir. Ancak sosyal inceleme raporu hâkimi bağlayan kesin bir delil değildir. Mahkeme raporu diğer delillerle birlikte değerlendirir.
Raporda eksiklik, çelişki veya yüzeysel değerlendirme varsa taraflar rapora itiraz edebilir. Özellikle çocuğun görüşünün usulüne uygun alınmadığı, ev incelemesinin yetersiz yapıldığı, taraflardan birinin iddialarının değerlendirilmediği veya raporun somut gözlem yerine genel kanaate dayandığı durumlarda itiraz stratejik önem taşır.
Velayet Davasında Deliller
Velayet davasında deliller, çocuğun üstün yararını somutlaştırmaya hizmet etmelidir. Tarafların birbirini genel ifadelerle kötülemesi çoğu zaman dosyaya katkı sağlamaz. Mahkeme için önemli olan, çocuğun bakımını, güvenliğini, eğitimini ve psikolojik gelişimini etkileyen somut vakıalardır.
Okul kayıtları, devamsızlık bilgileri, öğretmen görüşleri, sağlık raporları, pedagog veya psikolog değerlendirmeleri, kolluk kayıtları, sosyal inceleme raporları, tanık anlatımları, mesaj kayıtları, çocuk teslimi ve kişisel ilişki engelleme tutanakları, nafaka ödeme kayıtları ve tarafların yaşam koşullarına ilişkin belgeler delil olarak kullanılabilir.
Bununla birlikte delil toplarken hukuka uygunluk sınırına dikkat edilmelidir. Gizli ses kaydı, özel hayatı ihlal eden görüntüler, çocuğun baskı altında konuşturulduğu videolar veya üçüncü kişilerin özel hayatına ilişkin kayıtlar dosyaya zarar verebilir. Velayet dosyasında amaç karşı tarafı küçük düşürmek değil, çocuğun menfaatini hukuken ispat etmektir.
Velayet Davasında Kusur Değerlendirmesi
Boşanma davasındaki kusur ile velayet değerlendirmesi aynı şey değildir. Bir eşin boşanmada kusurlu olması, tek başına velayetin diğer tarafa verilmesini gerektirmez. Mahkeme, kusurlu davranışın çocuk üzerindeki etkisine bakar.
Örneğin sadakatsizlik iddiası, tek başına velayet sonucunu belirlemez. Ancak bu davranış çocuğun bakımını ihmal etmeye, çocuğu güvensiz ortama sokmaya veya çocuğun psikolojik gelişimini olumsuz etkilemeye dönüşmüşse velayet değerlendirmesinde dikkate alınır.
Aynı şekilde ekonomik sorun, aile büyükleriyle yaşama, yeniden evlenme veya başka şehirde yaşama da tek başına velayetin değiştirilmesi sebebi değildir. Türk Medeni Kanunu m. 349’da açıkça velayete sahip ana veya babanın yeniden evlenmesinin velayetin kaldırılmasını gerektirmediği düzenlenmiştir. Ancak çocuğun menfaati gerektiriyorsa velayet sahibi değiştirilebilir veya durumun ağırlığına göre velayet kaldırılarak vasi atanabilir.
Velayetin Değiştirilmesini Gerektiren Başlıca Hâller
Velayetin değiştirilmesi için önceki karar sonrasında çocuğun yararını etkileyen ciddi ve somut değişiklik bulunmalıdır. Uygulamada özellikle şu durumlar velayetin değiştirilmesi talebine dayanak yapılır:
Velayet sahibi ebeveynin çocuğun eğitim, sağlık veya bakım ihtiyaçlarını ihmal etmesi; çocuğu diğer ebeveynle görüştürmemesi; çocuğun güvenliğini tehlikeye düşüren yaşam koşulları oluşturması; çocuğa fiziksel veya psikolojik şiddet uygulanması; bağımlılık, ağır ihmal veya istikrarsız yaşam düzeninin çocuğu etkilemesi; çocuğun mevcut ortamda ciddi uyum sorunu yaşaması; velayet sahibi ebeveynin çocuğu fiilen başka kişilere bırakması; çocuğun idrak çağında istikrarlı biçimde diğer ebeveyn yanında yaşamak istediğini belirtmesi.
Bu hâllerin varlığı soyut beyanla değil, delille ortaya konulmalıdır. Velayet dosyalarında en sık yapılan hata, çocuğun üstün yararı yerine anne ve babanın birbirine karşı kişisel iddialarını merkeze almaktır. Mahkeme bu değerlendirmede taraflar arasındaki kişisel uyuşmazlıktan ziyade çocuğun korunması ve üstün yararı üzerinde durur.
Velayet Hakkının Kötüye Kullanılması
Velayet hakkı, diğer ebeveyni çocuğun hayatından dışlamak için kullanılamaz. Çocuğun diğer ebeveynle görüşmesinin sürekli engellenmesi, telefon ve iletişim hakkının kısıtlanması, çocuğun diğer ebeveyne karşı yönlendirilmesi, okul ve sağlık bilgilerinin paylaşılmaması veya kişisel ilişki kararının uygulanmaması velayet hakkının kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilir.
Bu tür davranışlar, çocuğun üstün yararına aykırıdır. Çocuk, anne ve baba arasındaki uyuşmazlığın tarafı hâline getirilemez. Mahkeme, kişisel ilişkiyi engelleyen ebeveynin tutumunu değerlendirirken yalnızca karşı tarafın hakkına değil, çocuğun ebeveynleriyle sağlıklı bağ kurma hakkına bakar.
Türk Medeni Kanunu m. 324’te kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmeyen velayet sahibi bakımından velayet değişikliğinin gündeme gelebileceğinin açıkça düzenlenmiş olması bu açıdan önemlidir.
Ortak Velayet
Türk hukukunda boşanma sonrasında velayetin kural olarak anne veya babadan birine verilmesi uygulaması yaygındır. Bununla birlikte ortak velayet, özellikle tarafların bu konuda uzlaştığı, çocukla ilgili temel kararları birlikte alabilecekleri, iletişim kurabilecekleri ve bu düzenlemenin çocuğun yararına olduğu durumlarda gündeme gelir.
Ortak velayet, çocuğun iki ev arasında düzensiz biçimde gidip gelmesi anlamına gelmez. Ortak velayet; eğitim, sağlık, yerleşim, yurt dışına çıkış ve çocuğun geleceğini etkileyen temel konularda anne ve babanın birlikte karar almasıdır. Bu sistemin uygulanabilmesi için taraflar arasında asgari iletişim ve iş birliği zemini bulunmalıdır.
Taraflar arasında yoğun çatışma, sürekli iletişimsizlik, çocuğu yönlendirme, şiddet iddiası veya kişisel ilişkiyi engelleme davranışı varsa ortak velayet çocuğun yararına hizmet etmez. Bu nedenle ortak velayet her dosyada talep edilecek standart bir çözüm değildir; somut olayın özelliklerine göre dikkatle değerlendirilmesi gereken bir velayet modelidir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Velayet davalarında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde dava, aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesinde görülür. 4787 sayılı Kanun, aile hukukundan doğan dava ve işlerin aile mahkemelerinde görüleceğini düzenlemektedir.
Yetki bakımından dava türüne göre farklı değerlendirme yapılır. Boşanma davasıyla birlikte velayet talep ediliyorsa boşanma davasındaki yetki kuralları uygulanır. Velayetin değiştirilmesi veya kişisel ilişki düzenlemesi gibi bağımsız taleplerde ise genel yetki kuralları ve Türk Medeni Kanunu m. 326’daki özel düzenleme dikkate alınır. TMK m. 326’ya göre kişisel ilişki kurulmasıyla ilgili düzenlemelerde çocuğun oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Velayetin değiştirilmesi davalarında, çocuğun fiilen yaşadığı yer ve önceki velayet kararının verildiği mahkeme uygulamada özellikle dikkate alınır; ancak yetki değerlendirmesi dava türüne ve somut talebe göre yapılmalıdır.
Uygulamada dava açılmadan önce çocuğun fiilen nerede yaşadığı, velayet kararının hangi mahkemeden verildiği, tarafların yerleşim yerleri ve dava konusunun yalnızca velayet mi yoksa kişisel ilişki veya nafaka ile birlikte mi ileri sürüldüğü dikkatle değerlendirilmelidir.
Velayet Davasında Geçici Tedbirler
Velayet davası devam ederken mahkeme, çocuğun dava sürecinde korunması için geçici tedbirler alır. Boşanma davasında geçici velayet, geçici kişisel ilişki ve tedbir nafakası bu kapsamda düzenlenir.
Geçici velayet kararı, dava sonundaki kesin velayet kararından farklıdır. Ancak geçici düzenleme çocuğun fiili yaşam düzenini oluşturduğu için dosyanın gidişatında önemlidir. Çocuk dava süresince bir ebeveyn yanında istikrarlı biçimde yaşamaya başlamışsa mahkeme, karar aşamasında bu düzenin çocuğun yararına olup olmadığını ayrıca değerlendirir.
Bu nedenle dava açılırken geçici velayet talebinin gerekçeli şekilde ileri sürülmesi gerekir. Çocuğun okul düzeni, sağlık takibi, bakım ihtiyacı, barınma koşulları ve diğer ebeveynle kişisel ilişki imkânı açıkça ortaya konulmalıdır.
Velayet Kararının Uygulanması
Velayet kararı kesinleştikten sonra tarafların bu karara uygun davranması gerekir. Velayet kendisine verilen taraf, çocuğun bakım ve eğitim sorumluluğunu üstlenir. Diğer taraf ise kişisel ilişki günlerinde çocukla görüşür ve iştirak nafakası yükümlülüğünü yerine getirir.
Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların uygulanması, güncel sistemde adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlükleri aracılığıyla, uzman desteğiyle yürütülmektedir. Bu süreçte çocuğun örselenmemesi, teslimin çatışmaya dönüşmemesi ve kişisel ilişki kararının çocuğun yararına uygun biçimde uygulanması hedeflenir.
Kişisel ilişki kararının sürekli engellenmesi, yalnızca icra veya teslim süreci sorunu değildir. Bu davranış, velayetin değiştirilmesi davasında da ileri sürülebilir. Ayrıca şartları oluşuyorsa Türk Ceza Kanunu m. 234 kapsamında çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu da gündeme gelir. Ceza soruşturması ve şikâyet süreci hakkında daha detaylı bilgi için “Şikâyete Bağlı Suçlarda Şikâyet Hakkı ve Ceza Soruşturmasına Etkisi” başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
Yurt Dışına Taşınma ve Velayet
Velayet sahibi ebeveynin çocukla birlikte başka şehre veya yurt dışına taşınması, velayet uyuşmazlıklarında sık karşılaşılan konulardan biridir. Taşınma tek başına velayetin değiştirilmesi sebebi değildir. Ancak taşınmanın çocuğun eğitim düzenini, sosyal çevresini, diğer ebeveynle kişisel ilişkisini ve psikolojik durumunu nasıl etkileyeceği değerlendirilir.
Yurt dışına taşınma hâlinde kişisel ilişki takviminin yeniden düzenlenmesi gerekir. Hafta sonu görüşmeleri fiilen mümkün değilse yaz tatili, yarıyıl tatili, bayramlar ve dijital iletişim imkânları dikkate alınarak yeni bir model kurulmalıdır.
Çocuğun yurt dışına çıkarılması, pasaport işlemleri ve diğer ebeveynin rızası konuları ayrıca değerlendirilmelidir. Velayet hakkı, diğer ebeveynin çocukla bağını tamamen koparacak şekilde kullanılamaz.
Velayet Davalarında Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Velayet davalarında dosyanın çocuk merkezli yürütülmesi gerekir. Anne veya babanın birbirini küçük düşürmeye çalışan, fakat çocuğun yaşam düzenine dair somut veri içermeyen beyanları mahkeme açısından sınırlı değer taşır.
Çocuğun doğrudan yargılamanın içine çekilmesi de sakıncalıdır. Çocuğa video çektirilmesi, diğer ebeveyn hakkında beyanda bulunmaya zorlanması veya dava sürecinin çocuk üzerinden yürütülmesi, çocuğun psikolojik yararına aykırı sonuçlar doğurabilir.
Kişisel ilişkinin engellenmesi de velayet değerlendirmesinde olumsuz sonuç doğurabilecek davranışlardan biridir. Velayet sahibi ebeveynin diğer ebeveynle görüşmeyi sistemli şekilde engellemesi, çocuğun üstün yararı bakımından mahkeme tarafından dikkate alınır.
Ekonomik durum ise velayet bakımından tek başına belirleyici değildir. Ekonomik üstünlük velayet için yeterli olmadığı gibi ekonomik zayıflık da tek başına velayete engel kabul edilmez.
Velayet Davalarında Yargıtay Yaklaşımı
Yargıtay uygulamasında velayet kamu düzenine ilişkin kabul edilmektedir. Bu nedenle mahkeme, tarafların talepleriyle katı biçimde bağlı kalmadan çocuğun üstün yararını esas alır. Velayet dosyalarında şekli kazanımlar, çocuğun güncel menfaati karşısında sınırlı etki doğurur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.06.2017 tarihli, 2017/2-1887 E., 2017/1196 K. sayılı kararında velayetin kamu düzenine ilişkin olduğu ve çocuğun üstün yararının belirleyici olduğu vurgulanmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.06.2018 tarihli, 2017/2-3117 E., 2018/1278 K. sayılı kararında ise idrak çağındaki çocuğun görüşünün alınması ve bu görüşün velayet değerlendirmesindeki önemi üzerinde durulmuştur.
Bu içtihatlar, velayet kararının çocuğun güncel durumundan bağımsız ele alınamayacağını göstermektedir. Bu nedenle mahkeme, önceki velayet kararını veya tarafların beyanlarını tek başına esas almaz; çocuğun mevcut ihtiyaçlarını ve üstün yararını gözeterek değerlendirme yapar.
Sonuç
Velayet davası, anne veya babadan hangisinin haklı olduğuna ilişkin basit bir çekişme değildir. Bu davalarda temel ölçüt, çocuğun üstün yararıdır. Mahkeme; çocuğun bakım, eğitim, sağlık, güvenlik, psikolojik gelişim ve sosyal çevre ihtiyaçlarını birlikte değerlendirerek karar verir.
Velayet talebinde bulunan tarafın iddiasını somut delillerle desteklemesi, kişisel ilişkiyi çocuğun yararına uygun şekilde ele alması ve yargılama sürecini çocuğu yıpratmadan yürütmesi gerekir. Velayetin değiştirilmesi veya kaldırılması gibi taleplerde ise önceki karardan sonra ortaya çıkan yeni ve ciddi olguların ortaya konulması şarttır.
Sıkça Sorulan Sorular
Velayet davasında mahkeme en çok neye bakar?
Mahkeme, çocuğun üstün yararına bakar. Çocuğun yaşı, bakım düzeni, eğitim durumu, sağlık ihtiyaçları, ebeveynlerin yaşam koşulları, çocuğa fiilen kimin baktığı, sosyal inceleme raporu ve idrak çağındaki çocuğun görüşü birlikte değerlendirilir.
Ekonomik durumu iyi olan taraf velayeti alır mı?
Ekonomik durum, velayet değerlendirmesinde dikkate alınır; ancak kararın merkezinde çocuğun bakım, güvenlik ve istikrar ihtiyacı bulunur. Geliri daha yüksek olan tarafın velayeti alacağına dair bir kural yoktur. Çocuğun maddi ihtiyaçları iştirak nafakasıyla karşılanır. Velayette asıl ölçüt çocuğun güvenli, istikrarlı ve sağlıklı ortamda yetişmesidir.
Çocuğun görüşü velayet kararında bağlayıcı mıdır?
Çocuğun görüşü önemlidir; ancak tek başına bağlayıcı değildir. Mahkeme, çocuğun yaşı, idrak düzeyi, baskı altında kalıp kalmadığı, beyanının istikrarlı olup olmadığı ve bu görüşün çocuğun yararıyla örtüşüp örtüşmediğini değerlendirir.
Velayet sonradan değiştirilebilir mi?
Evet. Önceki velayet kararından sonra çocuğun yararını etkileyen esaslı değişiklikler ortaya çıkmışsa velayetin değiştirilmesi davası açılır. Çocuğun ihmal edilmesi, kişisel ilişkinin engellenmesi, eğitim veya sağlık ihtiyaçlarının karşılanmaması gibi durumlar bu davaya dayanak olabilir.
Velayeti alan taraf diğer ebeveynle görüşmeyi engelleyebilir mi?
Hayır. Velayet sahibi ebeveyn, diğer ebeveynle kişisel ilişki kurulmasını engelleyemez. Türk Medeni Kanunu m. 324 uyarınca kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmeyen velayet sahibi hakkında, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayet değişikliği gündeme gelir.
Velayet davası açmadan önce arabuluculuğa başvurmak gerekir mi?
Velayet davalarında dava şartı arabuluculuk yoktur. Velayet, tarafların serbestçe tasarruf edebileceği bir alacak veya ticari uyuşmazlık değildir; çocuğun üstün yararı ve kamu düzeniyle ilişkili bir aile hukuku kurumudur.
Velayet, kişisel ilişki, iştirak nafakası, boşanma süreci veya velayetin değiştirilmesi konusunda hukuki değerlendirme yapılması gerekiyorsa iletişim sayfamız üzerinden tarafımıza ulaşabilirsiniz.

